“Koşucular” isimli kitabından sonra yazarın bu kadar kolay okunabilen bir kitabıyla karşılaşmak benim için bir sürpriz oldu. Yazarla ilk tanışma adına bence bu kitap son derece uygun. Kitabı belli bir kategoriye sokmak gerçekten çok zor. Kitap için kaba tabirle bir gizem, bir cinayet romanı diyebiliriz.
Kitaptaki olaylar Janina’nın sesinden anlatılıyor. Janina altmışına merdiven dayamış, Çek sınırına yakın ücra bir Polonya köyünde tek başına yaşayan, gençliğinde köprü mühendisi olarak çalışmış, dünyanın tuhaf yerlerinde köprüler inşaat etmiş, haftada bir köy okulundaki çocuklara İngilizce dersi veren, geri kalan zamanında ise civardaki evlerin kışlık bakımıyla ilgilenen bir kadındır. Ancak Janina, çevresi tarafından tuhaf, zararsız bir kaçık olarak nitelendirilir, polis de aynı şekilde Janina’dan hiç hazmetmez. Bu kadının en sevdiği iş ise genç arkadaşı Dizzy ile birlikte William Blake’in şiirlerini Lehçeye çevirmektir. Hazır Blake’ten söz açılmışken onunla ilgili bir iki şey söylemek istiyorum. Kitabın tamamında Blake’in hayaletini görmemiz mümkün. Her bölümde kullanılan epigraflar Blake’ten alınma. Kitabın başlığı bile Blake’in şiirlerinden hortlamış. Blake’in şiirlerinde olduğu gibi burada da bazı cins isimler büyük harfle yazılmış, sanırım yazar o kelimelere özel bir vurgu yapmak istiyor. Janina ve Blake arasında özel bir iletişimin olduğu kesin. Blake, hayvan hakları savunucularının en başında gelen bir şairdir. Zaten yazar bu kitabı neden yazmış diye sorsanız ben hayvan haklarına dikkat çekmek için yazmış derdim. İnsanoğlunun doğayı şuursuzca katletmesi, doğaya ve canlılara saygısının kalmaması sanırım yazarı harekete geçirmiş en önemli sebepler olabilir. Hayvanlara davranış şekillerimiz, onları zevk için öldürmemiz, onları yememizle ilgili yazarın düşüncelerini