Bir masal âleminde gibi hissediyorsunuz okurken kendinizi ama hakîkî bu “masal.”
“Uzman”larının berbat ettiği, uzmanı olmayanların da “eğitim şart” reklam sözünü dillerine pelesenk edip deyimleştirerek içini boşaltıp tüy diktiği o “eğitim”in esâsında ne olduğunu ve her derde devâ olabileceğini öyle yalın, içten bir üslûpla anlatıyor ki, nasıl okuyup bitirdiğinizi farketmiyorsunuz bile… Sonra da yüreğinizde, bu kitabın herkes tarafından okunması gerektiğine dâir zaptolunmaz, kıpır kıpır bir isteğin coşkusuyla umutlarınızı parlatıyorsunuz…
“ Köylülerim uğurlamaya geldi. Ahmet amca dedi ki: Hoce sen gitmeyesen askere, sen burada kalasan, senin yerine ben giderim.
Köylülerim dedi ki: Gitme hoce, biz seni çok seviyoruz, sen gidersen buraya iyi adam gelmez.”
Böyle güzel bir roman kahramanını tanımak, hâlâ yüreğindeki katıksız insan sevgisiyle öteki “dağ çiçeklerini” yetiştirmesine de tanık olmak ayrı bir mutluluk verdiği gibi, ara ara solgunlaşan umudun ışıltısını da tâzeliyor…
Romanlaştıran Deniz Günal ve sevgili Edip “hoce”lerin, “canım öğretmenim”lerin hiç tükenmemesi dileğiyle…
Dağ ÇiçekleriDeniz Günal · Artshop Yayıncılık · 20108 okunma
“Anne babalar boyun eğen çocukları sever. Ve unutma ki boyun eğen çocuk neredeyse en aptal olandır.
Başkaldıran çocuk zeki olandır ama ona saygı duyulmaz ya da o sevilmez. Öğretmenler onu sevmez, toplum ona saygı göstermez; o kötülenir.
O, toplumla uzlaşmak zorundadır yoksa bir çeşit iç suçlulukla yaşamak zorundadır. Doğal olarak o, anne babasına iyi davranmamış olduğunu hisseder, onları mutlu etmemiştir.”
''Aynı zamanda, yüzyılların gerisinden eğilip bizim kulağımıza o koca sakallı sesiyle şunları da fısıldamış olur: “Sevgili çocuklar, hikâye dediğimiz şey kelime kusarak değil, kelime yutarak yazılır.”''