...karanlıklarının benimle konuşmasına izin verme! Kayıp düştüm aralarına, bilinmezliklere daldım. Ama oradan, oradan bile seni sevdim. Hata yaptım ve seni hatırladım. Arkamdan "dön gel" diyen sesini işittim, ama sürekli kaynaşıp duran insanların yarattığı kargaşadan tam olarak işitemedim... Kendi yaşamım olmasın artık, kendi kendime kötü yaşadım, kendi ölümüm oldum, ama sende dirileceğim. Benimle konuş, beni aydınlat.
Demek ki insan evladı fazla ileri gidebilen bir varlıktır. Deli de olabilir bilge de. Seçim şansı vardır. Sonsuz çeşitlilikte yaşam tarzına açıktır. Başlangıçta hiçbir şey onun hekim, marangoz, duvarcı ya da felsefeci, kahraman ya da köle olacağını söylemez. Buna karar vermek en azından kısmen ona kalmıştır. Zaten gençlik dönemini çoğunlukla kritik ve zorlu bir dönemeç haline getiren de bu tarz bir seçimdir. Yine hiç kuşku yok ki onu tanrılara meydan okuma, hatta bütün kozmosu tehdit etme riskine girmeye açık hale getiren de bu özgürlüktür.
Onlara hasta olduklarını söyledim. Fakat sonra düşündüm ki, yenildiler, canları yandı ve o taş kafese kapatıldılar. Bundan sonra kim olsa hasta olur ve tedaviye ihtiyaç duyar.
Gündüz hava kapanmıştı, günbatımında ise çişil çişil yağmur başladı. Sonsuz gökler bile ağlıyor, diye düşündüm; öyle olunca; ölümlü bir insanın ağlamaktan bitap düşmesinde utanılacak ne var?