“Hiçbir şey istemiyorum.Hiçbir şey bana cazip görünmüyor. Günden güne miskinleştiğimi hissediyorum ve bundan memnunum. Belki bir müddet sonra can sıkıntısı bile hissedemeyecek kadar büyük bir gevşekliğe düşeceğim. İnsan bir şey yapmalı,öyle bir şey ki..yoksa hiçbir şey yapmamalı. Düşünüyorum: elimizden ne yapmak gelir? Hiç.. Milyonlarca senelik dünyada en eski şey yirmi bin yaşında..Bu bile biraz palavralı bir rakam..
hepimiz susalım, sözlerin işe yaramadığı anlar vardır, keşke bende ağlayabilseydim, her şeyi gözyaşlarımla söyleyebilseydim, anlaşılayım diye konuşmak zorunda kalmasaydım...
Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyor olmuş gibi görünür;
bizi ayıran küçücük bir köprü vardır, hepsi o kadar. Ama tam Sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam :
bu köprüyü geçip bana gelir misin? işte o anda artık bunu istemeyiverirsin;
sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın. O andan itibaren aramızda dağlar ve azgın nehirler girer;
bizi ayıran ve birimize yabancılaştıran duvarlar örülüverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız.
ama o küçücük köprüyü düşündüğünde, sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir.
gözünde; yutkunur ve şaşar kalırsın.
Derler ya, insan asla doymak bilmez diye, yüzünü verseniz ille de astarını ister diye. Bu sözler insanı kınama amacıyla söylenir, oysa insan soyunun en büyük yeteneklerinden biri, onu elindekiyle yetinen hayvanlardan üstün kılan bir yetenektir bu.
Ama kişi canlı kalmayı değil, insan kalmayı becerirse tüm bunlar neyi değiştirebilirdi ki?
Duygularını değiştiremezlerdi, gerçi istesen dahi değiştiremezdin duygularını.
Yaptığın, söylediğin ya da düşündüğün her şeyi en ufak ayrıntısına kadar açığa çıkarabilirlerdi, ama işleyişi senin için bile gizemli olan kalbinin içindekilere dokunamazlardı
Sayfa 176 - Türkiye iş bankası kültür yayınları·Kitabı okudu