(...) Müslümanların “Elyâviye”, Batılılarınsa “Elea” dedikleri felsefe mektebinin kurucusu Zenofanes ise, belki arkasında Pisagor kadar renkli bir hayat hikâyesi bırakmamakla birlikte, ondan daha dikkate değer bir kişiliktir.
Parmenides’in hocasıdır Zenofanes… Yâni, getirdiği “vahdaniyet benzeri” düşünceyle Atina’ya sirayet eden ve Sokrat, Eflatun, Aristo gibi fikir devlerine tesir eden ana cereyanın mihrâk noktası… Ondan günümüze kalan “Tabiat ve Hicivler” isimli eserde, Zenofanes’in ateşle, suyla, havayla uğraşmadığını, doğrudan doğruya işi kökünden ele almaya davrandığını ve bir felsefe kurmaktan ziyade, bizzat felsefeye yol açan putperestliğe savaş açtığını görürüz:
Hepsini tanrılara yüklediler Homeros ve Hesiodos
Ne kadar ayıb ve kusur varsa insan nezdinde
Çalma, zinâ etme ve birbirini aldatma.
Şimdi faniler "doğduğunu" sanıyor tanrıların
Ve kendileri gibi kıyafetleri, sesleri, şekilleri olduğunu
Elleri olsaydı öküzlerin, atların ve arslanların
Yahut insan gibi iş ve resim yapabilselerdi
Atlar atlara, öküzler öküzlere, arslanlar arslanlara benzer
Tanrılar tasvir ederler ve vücudlar çizerlerdi
Her biri kendi şekline göre. Nasıl ki
Habeşler kendi tanrılarını basık burunlu ve kara
Trakyalılar gök gözlü ve kızıl saçlı sanmakta...
Tek bir Tanrı vardır, bütün tanrılar ve insanlardan yüce
Ne şeklen insanlara benzer, ne de fikren
Mutlak fikir, mutlak görme, mutlak işitmedir O.
Bu kadar berrak bir hakikat idrâkı, felsefenin harcı değildir, felsefî kargaşanın en koyu deminde felsefe (akıl) yoluyla elde edilemez; olsa olsa İlahî bir mevhibe, Rabbanî bir bağış olabilir… Dindar olmakla, Allah idrakına sahib olmak aynı şeyler değildir. Eski Mısırlılar da dindardı, Hindûlar dâ dindardır, Pisagor da öyle…