Tanrı Efe’ye “Ormanımı insanla doldurmak için çocuk yap” dedi. “Mutlu olmaları için onlara her şeyi vereceğim. Asla çalışmak zorunda kalmayacaklar. Dünyanın efendileri olacaklar. Sonsuza kadar yaşayacaklar. Onlara yasakladığım sadece tek bir şey var. Şimdi iyi dinle, sözlerimi çocuklarına ver ve onlara bu emirleri her yeni nesle aktarmalarını söyle. Tahu ağacı kesinlikle insana yasaktır. Asla herhangi bir nedenle bu kanunu çiğnememelisin." Efe bu komutlara itaat etti. O ve çocukları asla o ağacın yakınına gitmedi. Birçok yıl geçti. Sonra Tanrı Efe’ye konuştu, “Yukarı cennete gel. Yardımına ihtiyacım var!” Böylece Efe yukarıya, gökyüzüne gitti. O gittikten sonra, atalar çok çok uzun bir süre boyunca onun kanunlarına ve öğretilerine göre yaşadılar. Sonra çok korkunç bir günde bir hamile kadın kocasına şöyle dedi: “Hayatım, tahu ağacının meyvesini yemek istiyorum.” Kocası “Bunun yanlış olduğunu biliyorsun" dedi. Kadın “Neden?” diye sordu. Adam "Kanuna aykırı” diye cevapladı. Kadın “Bu aptal eski bir kanun. Kime daha çok önem veriyorsun? Bana mı yoksa aptal eski bir kanuna mı?” dedi. Tartıştılar ve tartıştılar. Sonunda adam pes etti. Derin, çok derin ormana gizlice sokulduğunda kalbi korkuyla attı. Yakına ve daha yakma geldi. İşte oradaydı, Tanrının yasak ağacı. Bu günahkar bir tahu meyvesi kopardı. Onu soydu. Kabukları bir yaprak yığını altına gizledi. Sonra kampa geri döndü ve meyveyi karısına verdi. Karısı tadına baktı. Kocasına da tadına bak diye ısrar etti. Adam bunu yaptı. Tüm diğer pigmeler de bir ısırık aldılar. Herkes yasak meyveyi yemişti ve herkes Tanrının asla bunu öğrenemeyeceğini düşünmüştü. Bu sırada ay meleği yüksekten seyretmişti. Sahibine aceleyle bir mesaj taşıdı: “İnsanlar tahu ağacının meyvesini yemiş!” Tanrı çileden çıkmıştı. “Emirlerime karşı
Alıntı
Lydia'ın başkenti (Sardes), İlkçağın en zengin kralı Kroi­sos, yani Karun'un şehri, uğruna bunca masal, bun­ca efsane kurulan... Karun, Yedi Bilgeler'den Atina'lı Solon'u bir gün sarayına çağırmış. Dünyanın en mutlu adamı kimdir? diye sormuş. Sensin! diyeceğine eminmiş. Ama, Solon öyle dememiş: «Ölüm döşeğin­de de mutluyum diyebilen adam» cevabım vermiş. Solon Atina'ya dönmüş. Karun da Bilge'nin bir an­lam veremediği bu sözünü çabucak unutmuş. Ana­dolu şehirlerinin hepsinde sözü geçen, egemenliğini Kızılırmak kıyılarına kadar yayan Karun, doğuda İran krallığına bile kafa tutarmış, zengin olduğu ka­dar da cömertmiş. Anadolu'da olsun, Yunanistan'da olsun altın kaplamalı sütunlarla, heykellerle, sunak­larla donatmadığı bir tapmak yokmuş. Günün birin­de de Yunanistan'daki Delphoi tapınağından bunca armağanın karşılığını istemiş. İran kralı Kyros'un (Kuruş) akıncılığından kaygılanıyormuş Karun, Apol­lon tanrının falcı kadınlarına: Bu durum ne olacak? diye sormuş. Falcılar, biliciler oldum olasıya, lastikli konu­şurlar, Apollon'un falcısı da «Karun Kızılırmak'ı geçerse, büyük bir krallık yıkılacak» cevabını ver­miş . Lydia kralı sevinmiş bu habere, yıkılacak kral­lığın İran krallığı olduğunu sanarak, koca bir ordu ile geçmiş Kızılırmak'ı, ne var ki, İranlılara saldır­masıyla yenilmesi bir olmuş. Kurus, Lydia ile bir­likte Ege'nin bütün şehirlerini boyunduruğu altına aldıktan sonra, zaferini Sardes'te kutlamaya gelmiş. Karun o gün odun yığınının üstünde diri diri yakı­lacakmış. Bahtsız kral, yığının üstüne çıkmış, alev­ler yükselip gövdesini yalayınca «Ah Solon! Solon!» diye haykırmış. Kurus ne diyor diye merak etmiş ve ateşin söndürülmesini, düşmanının yığından aşa­ğıya indirilmesini buyurmuş . Karun'la konuşunca kendi mutluluğunun da geçici olabileceğini iyice an­lamış
Sayfa 123·Kitabı okudu
Reklam
Hepimizin kaderi biraz da o ilk insanın kaderidir, onun için ağlama artık ve unut yavrum.
Sayfa 35·Kitabı okuyor
“Türkiye’ye ayak basan Batılı yabancıların daha ikinci günde heykelleri, büstleri ve resimleriyle tanıdığı Atatürk. Adını bilen, tanıyan yabancılar onun insanlara zorla kabul ettirilmiş bir diktatör olduğunu okullarında okumuş olsalar ve buna inansalar da, berber dükkanlarından, turizm acentalarına, taksi durak kulübelerinden, internet kafelere ve manikür-berber salonlarına kadar her yerde aynı adamın resimlerini asılı görünce bunun ancak kişisel istekle yaşatılabilecek bir efsane olabileceğini düşünmeye başlıyorlardı.”
-Tarih kitapları bu girişimden söz etmez, söz etmemekte de hakları var. Çünkü biraz sonra, benim keşfettiğim bir şeyi öğreneceksiniz,Dr.Pavlov. -Nedir o? -Romanovlar konusundaki gerçeğin gizem, efsane ve yalanların altında gömülü olduğunu.
Sayfa 35 - Sia Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
"Bizim memlekette bir işi yapmak değil, o işin yapıldığına dair bir efsane yaratmak esastır."
Reklam
Reklam