"Tanımayanlar tanısın, tanıyanlar içinden bir iç çeksin diye yazıyorum. Anadolu’nun bacısı, Nazile Serna OnurBenim candostum. Hatunun elhamdülillahı. Herkes bu kitabı okurken muhtemelen yarini düşünmüştür lakin benim aklıma ise yalnızca sen geldin Serna’m. Bir kez bile ya bir kez bile yahu ruhumu senin karşında çırılçıplak etmemişken, hiç bir yarımı açıkça göstermemişken, sen benim gönül kabemi hep gördün be. Hırçınlığımın perde arkasını bildin, kelamımda çok susuşumu okudun. Gülerken dahi gözlerimde ki hüznü gördün. Her daim özümü gördün, ben kaybolmuşken dahi. Anacığımı bile senin kadar yormamışken, sen benden hiç vazgeçmedin. Bir kez dahi satmadın. Aksine en tehlikeli yerlere giderken ya önüme geçtin, ya da yanımda yürüdün. Kitaptaki o hamilelik sahnesi, ne kadar tanıdık değil mi bizim için ? Askerliğimde bile ilk ziyarete gelen sendin. İçerdeyken hıçkıra hıçkıra ağlayan sendin. Bir kez bile sevmemezlik etmedin beni, seni üzdüğüm zamanlarda bile. Gönül kabemde hiçbir zaman diken bırakmadın. İncitmedin beni can dostum. Aksine, dikenleri canın pahasına çıkarmaya çalıştın. Hep kızardın ya bana "Hiç bir şey sağlığından önemli değil, kalbini daha da hasta etme. Ne olursun olsun bu hayatta nefes alacaksın. Gerekirse başını eğ, başlıcam onuruna senin. Korkak ol bir kez de ne olmuş" derdin. Ben de "Kızım ölürüm eğilmem, son nefesimde dahi mücadele olur tek derdim" derdim. "Ahh aptal çocuk işte hala çocuk. Ne yapacağım ben seninle çocuk" derdin! Şimdi olsaydın ne çok kızardın bana. Eskiden çok üzülüyordum biliyor musun, erkenden beni bırakıp göç ettiğin için. Sen sığındığım tek dağımdın, can dostumdun lakin artık kızmıyorum. İyi ki böyle bir zamana denk gelmedin. Son zamanlarda o mavi mektubunu sık sık okuyorum.Biraz daha duygusala bağladım. Yoksa vuslat mı yakın ? Keşke…