Divan edebiyatının mistik bir boyutu olduğu kabul edildiğinde ise bu boyutun göz boyayıcı ve zehirleyici olduğu söylenir. Divan şiirine ilham veren değer ve duygular, yeni dünyevi duygularla ve daha yüksek ahlaki değerlerle karşılaştırılır. Cenap Şahabeddin'e (ö.1934) göre, "eslâf, tasavvufla zehirlenmiştir": Aldanmamak kastıyla kainata hülyadan masnû' bir adese [hülyadan üretilmiş bir mercek] ile baktılar ... Şimdi kesret onlar için vahdet, şimdi uzlet onlar için cemiyetti. Serâb içinde dudakları ve kalpleri lâhutî sürûrlar tanıyordu. Ara sıra semaya bakarak müstesna iştiyakları [arzu, özlem] ile: "Mahbûb!" dedikleri anda üst dudakları alt dudaklarına varlığın bütün lezzetini taşırdı.
Sayfa 135·Kitabı okuyor
"'Eslâf kimleri okumuşlar, nasıl yazmışlar ve ne türlü yaşamışlardır?' suallerine ekseriya bir cevap vermeyen tezkiretü'ş-şuarâ mecmualarının seng-i mezar kitâbesi, yahut nüfus tezkiresi kadar muhtasar ve ruhsuz sahifeleriyle bir edebiyat tarihi yazmak ne kadar güç olduğunu düşündük; ileride böyle bir tarih yazacakların eline bir mâlûmât menbaı tevdi etmek istedik. Ve üdebâmızın bir çoğuna birkaç sene evvel birer tezkire ile müracaat ettik."
Sayfa 10 - Servet-i Fünûn'dan
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Diplomalı din câhiline kanma, doğru yolu sana gösterdi eslâf!
Sayfa 300 - Eslaf, Arapça kökenli bir kelime olup "selef" (önceki, ardıl) kelimesinin çoğuludur. Temel olarak "bizden öncekiler", "geçmişler", "eskiler" veya "atalar" anlamına gelir.·Kitabı okudu
ZÎNO- Biro ev tov ne wek tovê me ye, hikûmet derman dike û paşê dide xwediyê gundan ku biçînin, le ew naçînin tînin sûka elafa difiroşin. Par ez çûbûm Diyarbekrê, min dît xanima mezin wan digot:"Jiber ku hikûmet belaş dide wan, ew jî erzan difiroşin elafan, elaf jî hema bi buhaya ceh didin feqîran." Niha ev birîna reş ku goştê zarokan ji wan de dikeve, ji ber vî dermanî ye. Dibên ev derman jehr e.
Kurdî
Zerredir, O güneşden el'ân, Alemdeki ilm ile irfân. Bugün dolduran, rûy-ı zemîni, İlimler, O gülün bir filizi, Ol güneşin olmasa berkı, Kim parlatırdı şark-ı garbı? Olmasa, Endülüs okulu açık, Kim Avrupa'ya tutardı ışık? İlim merkezi Semerkand, Bağdâd, etdi, yer yüzün cehlden âzâd. Böylece, kapladı her yeri, Hızla envar-ı Muhammedî. İnsaf et, ey inadcı insâf, Meydanda değil mi, ilm-i eslâf?
Alıntı
Hırs, yüksek devlet makamlarına tesadüflerle ulaşan ve o makamların ehli olmayan kimselerde bulunur ve oradan ayrılırlarsa bir ikinci tesadüfle gelemeyecekleri korkusuyla, ayrılmamak için ellerinden geleni yaparlar; boşluklarını gururla gizlemeye çalışarak kuvvet karşında zelil, aciz karşında zalim olurlar. En küçük kıymetten ürkerler, onu yeri için tehlikeli rakip görürler; meclislerine, etraflarına eclaf arasından türemiş kimseleri toplarlar, yahut ki bu gibiler kendileri yetiştirirler; toplumda çoğunluğu teşkil eden ayaktakımının kuvvetine dayanırlar, avamfirip olurlar. Ayaktakımı tarafından övülmek için amiyane fırsatlar yaratırlar, bilhassa dini istismar ederler.
Sayfa 65·Kitabı okudu