• Değeri olan bir kimse, yaşayacak mıyım yoksa ölecek miyim, diye düşünmemelidir; bir iş görürken yalnızca doğru mu eğri mi, yürekli bir adam gibi mi yoksa tabansızca mı davrandığını düşünmelidir.
  • Herşey ama herşey benim için artık kapalı bir kutu haline getirmek benim arzum bunu ben istedim ben çekicem kimseler duymadan bilmeden en iyi karar bu olduğuna yüreğim ile karara bağladık en büyük mutluluk olmasa bile en azından kendim ile kendime dövünücem kavgam benim tek başlı bir canavar.
    Günaydın benim gizli yüreğim,
    İnsan kendine yazma eylemini denemeye başladığı zaman bir başka bir dünyada bir başka insan olma ihtimali gerçeğe dönüşüyor bu dönüşüm ne bir insana benziyor ne başka bir canlı.
    İnsan o kadar çok ki nefes almak bazen güç gerektireceği gibi bazende insan insanı yok ediyor ben bu insanlıkta yokum o kadar çok doğru varki ben eğri kalıyorum galiba hayata eğri kalmam diğer insanları bu kadar düz doğru yaparken hayat hangi doğruda kalır işte tam burda bir oda açıyorum kendime ufak tek ve kapatıyorum tüm kapıları ve yeniden başlatmıyorum hayatı son olduğu gibi son sessizliğim ile yumuluyor yüreğim bir daha açmayacak bir sabah gibi.
  • "Tabduk Emre bir gün müridlerine, "Bugün hepiniz dağa çıkınız ve bana çiçeklerden demetler getiriniz. En güzel demeti hazırlayana bir hediyem olacak" dedi. Dervişlerin hepsi kırlara çıktı... Demet demet çiçekler hazırlayıp şeyhlerine koştular. Yunus en sona kaldı... Akşam üstü tek bir papatya ile çıkageldi. Yunus'a karşı gizli bir haset içinde olan bazı dervişler; "Şuna bakın hele!.. Bula bula bir tek papatya getirmiş." diye fısıldaştılar. Taptuk, olayın hikmetini Yunus'tan sordu. Yunus da "Şeyhim" dedi. "Kırları dolaştım, hangi çiçeğe varsam Allah'ı zikreder buldum. Hiçbirini koparamadım. Akşama doğru bir papatya bana seslendi: "Gel derviş Yunus. Benim kellemi kopar. Ben bugün Rabbime zikirden gafil oldum. Ölmek bana haktır, beni götür şeyhine" diye inledi. Ben de size onu getirdim."

    Dervişlik yolunun bir gereği olarak dervişler de kimi zaman imtihandan geçerler. Bu Yunus için de böyle olur. Yunus, imtihanı başarmış ve varlıkların dilini anlayabilecek saf bir gönüle sahip olmayı, bu menkıbedeki gibi, başarmıştır.

    Öte yandan Yunus'un "Oduncu Yunus" olması elbette tesadüfî bir durum değildir. Buradaki odun ve ateş sembolleri incelendiğinde işin başka sır perdesi daha aralanmış olur. Yunus Emre, her seferinde Dergâha düzgün odunlar getirir. Ormandan ya böylesini bulur ya da düzgün olmayanları yontar, düzgün hâle koya. Bu durum, Yunus'un imtihanının sırrını yani neden odunculukla görevlendirildiğini kavradığını göstermektedir. Nitekim Şeyhi'yle aralarında geçen şu olay bu bakımdan ilginçtir:

    "Fedakar derviş tam kırk yıl bu hizmette bulundu. Odunu sırtına vurup getirirdi. Ama yaşını ve eğrisini kesmezdi. Bir defasında Tabduk Emre: "Yunus Can, dağda hiç eğri odun yok mu ki hep düzgün odunlar getirirsin" diye sordu. Yunus da "Şeyhim, burası öyle bir Hak ve doğruluk kapısı ki, buraya değil eğri adam, eğri odun bile giremez." dedi.
  • Yaptığın hatalar kadar büyük olmadın bana anlatma
    Konuştukların kadar küçük olmadın, mini minnacık
    Bilirler herşeyi doğru ama niye yürüyüp durular eğri
    Çık şu işin içinden çık şimdi
  • https://youtu.be/n0La9_VrTLE
    Nejat Uygur'dan..

    Görmüyoruz sanmayın iç yüzünü işlerin,
    O doğru duruşların, o eğri gidişlerin,
    Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin,
    Ne yolda olduğunu o yaldızlı fişlerin,
    Biliriz yenileni kuzu mudur, tavşan mı?
    Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı? Maroken koltukların çıkardınız tadını,
    Yokladınız güzelin elcilini, yadını,
    Şu ince belli kızı, şu fıkırdak kadını,
    Ne dediniz olmadı, bir yosma mı, civan mı?
    Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı?
    Sizler de bizdendiniz, ne çabuk ayrıldınız?
    Her biriniz en yüce yerlere kayrıldınız,
    Kiminiz doğruldunuz, kiminiz eğrildiniz,
    Böylece zevk içinde yaşarsınız, yalan mı?
    Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı?
    Yok mu ata malından azıcık pay bize de?
    Adımız hiç görülmez pasaportta, vizede,
    Biz de gezmek isteriz Londra'da, Gize'de,
    İsterseniz gideriz hatta Portekiz'e de.
    Bizim yerimiz sade Sivas, Erzurum, Van mı?
    Sizinki tatlı can da bizim ki patlıcan mı?
    Ne sorulur bilseydik, amcamız, dayımız mı?
    Değilse nemiz eksik aklımız, boyumuz mu?
    Yoksa beğenilmeyen bir kötü huyumuz mu?
    İnanımız mı bozuk, kanımız, soyumuz mu?
    Bizim kanımız başka, sizinki başka kan mı?
    Sizinki tatlı can da bizimki patlıcan mı?
    Bizler de sizin gibi yorulmak istiyoruz,
    Divanda, encümende kurulmak istiyoruz,
    İnsanlar sırasında görülmek istiyoruz,
    Kırk yıl posteki gibi sürünen de insan mı?
    Sizinki tatlı can da bizim ki patlıcan mı? Süründük bu kadar yıl Aydın'da, Muş'da, Van'da,
    Kahve gibi kavrulduk, dövüldük bu havanda,
    Şöyle bir yaşamadık Karlisbat'da, Lozan'da,
    Fakat arılar gibi çalıştık bu kovanda,
    Balı, kaymağı sizin, bize acı soğan mı?
    Sizinki tatlı can da, bizimki patlıcan mı?
  • Okuyucum kendi yüksekteki köşesinden, aşağı bakarak, insanlığı kolayca yargılayabilir. Tarih boyunca, insanlığın lüzumsuz bulup silip yok etmek istediği yüzyıllar vardır. Günümüzde bir çocuğun bile yapmayacağı büyük hatalar yapılmıştır insanlık tarihinde. İnsanlığın önünde açılan ve onu Tanrının cennetine götürecek olan geniş yol bile nice eğri büğrü, dar çıkmaz sokaklar tarafından kesilmiştir. Bütün diğer yollardan daha geniş ve parlak olan bu yol gündüz güneş, gece de ayışığı ile aydınlanır. İnsanlar buna rağmen kör karanlık da yürürler. Ara sıra gökten düşen bir ilhamla doğru yola girseler bile yine günün aydınlığında, kenardaki yollara sapıverip karmakarışık çalılıklara girer, gözleri kör edici bir sise bürünüp yakıcı alevlerden geçerek uçurum kenarlarında birbirlerine sorarlar 'Çıkış nerede? Kurtuluş nerede? Yol nerede?' Bu günkü nesil her şeyi apaçık görüyor, hatalar işlediği halde geçmiş nesillerle alay ediyor.
  • Fakat doğru kişinin hayatının eğri olanın hayatından Hangi açıdan ayrıldığını görmek isteyenin incelemek zorunda olduğu başka sorular bizi bekliyor...