Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet Çelik
Başımızdan geçen binlerce deneyimden olsa olsa bir tanesini dile getiririz, (...) Söylenmeden kalan bütün o deneyimlerin altında hayatımıza belli etmeden biçimini, rengini ve tınısını verenler saklıdır.
Sayfa 311 - 38·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
MEMENTO MORl.(*) Karanlık manastır duvarları, indirilen bakışlar, karla kaplı mezarlık. Böyle olmalı mı? Aslında ne istediği üzerine düşünmek. Kendi alışkanlıklarına ve beklentilerine, ama öncelikle başkalarının beklentilerine ve tehditlerine göğüs germek için sınırlı, tükenen zamanın güç kaynağı olduğunun bilincinde olmak. Yani zamanın geleceği kapayan değil açan bir şey olduğunun. Böyle yorumlandığında, güçlüler için, zorbalar için bir tehlikedir yukarıdaki uyarı; onlar ezilenlerin arzularına kulak verecek kimse olmamasını isterler, kendileri bile dinlemesin isterler. "Ne diye düşüneyim onu, son sondur, ne zaman gelecekse gelir, neden söylüyorsunuz bunu bana, en ufak bir şeyi değiştirmez ki." Yanıt nedir? "Zamanını boşa harcama, işe yarar bir şey yap." İşe yarar ne anlama geliyor? Uzun zamandır beslenen arzuları gerçekleştirmeye girişmek. Daha sonra nasılsa zaman bulurum yanılgısına tutunmamak. Gerekli olan değişimle bağlantılı rahatlığa, kendini aldatmaya ve korkuya karşı yürütülen savaşta bir araçtır, uyarı. Hayal edilen yolculuğa çıkmak, bu dili öğrenmek, şu kitapları okumak, bu takıyı satın almak, o ünlü otelde bir gece geçirmek. Kendini ıskalamamak. Daha büyük şeyler de dahildir buna: Hoşlanılmayan işten çıkmak, nefret edilen bir ortamdan ayrılmak. İnsanın daha hakiki olması, kendi özüne yakınlaşması için ne gerekliyse yapmak. Sabahtan akşama kadar sahilde yatmak ya da kahvede oturmak: Uyarıya verilecek yanıt bu da olabilir, bugüne kadar sadece çalışmış olan birinin yanıtı. "Günün birinde öleceğini düşün, belki de yarın." "Hep düşünüyorum bunu, bu yüzden işi kırıp güneşte oturuyorum." Tehditkâr görünen uyarı bizi karla kaplı manastır bahçesine hapsetmiyor. Dışarıya giden yolu açıyor ve bizi şimdiye uyandırıyor. Ölümü hatırlarken başkalarıyla ilişkileri
Sayfa 313 - 38·Kitabı okudu
Ruhumuzun kıyılarına vuran dalgalar uysal değilse, bizden daha güçlüyse: O zaman neden bu övgüler ya da yergiler? Neden 'şanslıydık' ya da 'şanssızdık' demekle yetinmeyelim? Ve kıyıya vuran dalgalar bizden daha güçlü, her zaman daha güçlü.
Sayfa 295 - 36·Kitabı okudu
Kelimelere öyle tepki gösterirdi ki sanki onlar nesnelerden daha önemliydi. Kardeşimi anlamak isteyenler için bilinmesi gereken en önemli şey buydu. Yanlış kelimelerin diktatörlüğünden ve doğru kelimelerin özgürlüğünden söz ediyordu, dildeki kitsch*'liğin görünmez zindanından ve şiirin ışığından. Amadeu dil tutkunuydu, dilin büyüsüne kapılmış biriydi, yanlış söylenen bir kelime onu bir bıçak darbesinden daha çok yaralardı. * kitsch: Sanatta, edebiyatta değeri düşük, ucuz, sahte ve zevksiz eser. (ç.n.)
Sayfa 285 - 35·Kitabı okudu
TEMPO ENIGMÁTICO. GİZEMLİ ZAMAN. Bir ayın ne kadar sürdüğünü bulabilmek için tam bir yıl harcadım. Geçen yılın ekim ayıydı, ayın son günü. Her yıl olan, ama daha önce başıma hiç gelmemiş gibi yine de beni her yıl çileden çıkaran şey oldu: Yeni doğan soluk sabah güneşi kışın gelişini haber verdi. Artık pırıl pırıl parlamayacak, parıltısı gözleri kamaştırmayacak, soluğu kavurmayacak, insanların gölgeye sığınmalarına neden olmayacaktı. Günlerin yakında kısalacağı olgusunu belirgin biçimde içinde taşıyan yumuşak, uysal bir ışık. Hayır, bu yeni ışığı düşmanca karşılıyor değildim, çaresiz bir gülünçlükle reddedip onunla mücadele de etmiyordum. Dünya, yazın olduğu gibi keskin çizgilerle değil de daha bulanık hatlarla görününce, eskisi kadar kesin kararlı olmak zorunda kalmayınca gücümüz korunur. Hayır, yeni doğan ışığın solgun, donuk örtüsü değildi beni irkilten. Kırık, zayıflamış ışığın; doğadaki bir dönemin ve benim hayatımdaki bir zaman diliminin geri alınamayan sonunu bir kez daha göstermesiydi. Mart sonundan beri, küfedeki masanın üzerindeki fincanın güneşte yeniden ısındığı ve bu yüzden yanan elimi geri çektiğim günden beri ne yapmıştım? O günden bugüne çok zaman mı geçmişti, az zaman mı? Yedi ay - ne kadar bir süreydi bu? Genellikle mutfaktan uzak dururum, Ana'nın alanıdır orası, onun tavalarla enerjik bir biçimde hokkabazlık yapmasının hoşuma gitmeyen bir yanı var. Ama o gün sessiz hayretimi ifade edebileceğim birine ihtiyacım vardı, tam olarak açıklamadan anlatmak zorunda kalsam bile. Hiçbir girişe gerek görmeden, "Bir ay ne kadar sürer?" diye sordum. Ocağın altını yakmak üzere olan Ana kibriti üfleyip söndürdü. "Anlayamadım?" Çözülmesi olanaksız bir bilmeceyle karşılaşmış gibi kırıştırmıştı alnını. "Ne dediysem o: Bir ay ne kadar sürer?" Gözlerini yere dikip
Sayfa 277 - 34·Kitabı okudu