Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet Çelik
Kocaman Şapkalı Küçük Adam Kış aylarının kısacık günlerinde hemen akşam olunca Cemile çok sıkılırdı. İkindi sonrası eve karanlık çökmeye başlayınca sessizlik gittikçe büyürdü. Babası, akşam alacasında yakılan elektriğin hiçbir yararı olmadığını, o kör ışıkta yapılan her işin -özellikle de bir şey okumanın, el işi yapmanın, hatta mutfakta soğan doğramanın- gözlere çok zararlı olduğunu söylerdi. Herkesin sevip saygı duyduğu, sakin, asla yüksek sesle konuşmayan, bilgi ve görgüsüne hayran olduğu bir adamdı Rauf Bey. Arkadaşları arasında Cemile ve abisi dışında balıkyağı içen başka çocuk yoktu. Babası bunun ne kadar yararlı olduğunu okumuş, herkese de anlatmıştı. Ona hak verip karşısında saygıyla başlarını sallayan komşulardan hiçbiri balıkyağı almamıştı ama. "Bunca fukaralık varken," diyordu Nağna, "balıkyağına gelene kadar…" Bunu, Rauf Bey yokken, arkasından, kendi kendine mırıldanır ya da bir komşuyla dertleşirken söylüyordu. Babasının kızıp bağırdığını, tartıştığını, kimseye ağır bir söz söylediğini de duymamıştı Cemile. Onun da sabrını taşıran birine söylediği en ağır sözcük "firavun"du. Cemile dünyaya gelmeden yıllar önce ölmüş dedesi Şahbaz Efendi'ye hayrandı babası. Sık sık ondan, bilgeliğinden, verdiği nasihatlerden söz ederdi. Akşam saatlerinin alaca ışığında bir şey okunmaması ve dikkat gerektiren bir iş yapılmaması da Şahbaz Efendi'nin nasihatiydi. Akşamın geceye yolculuğu gittikçe kararan odada beklenirdi. Sokaktaki direklere elektrik bağlanmadığından, odada ağır ağır karanlığa batarlardı. Konuşmaktan bile çekinilen sessiz bir ayindi bu. Önce birbirlerinin yüzünü seçemez olur, ardından koyu lekelere dönüşürlerdi. Sonra babası kalkar (bu onun kontrolü altındaydı) ışığı açardı. İşte o zaman dünyaya yeniden gelmiş gibi olur, derin bir soluk alırdı
Sayfa 71·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!

Hakan Özer

, bir kitap okudu
10/10
·80 syf.·
Beğendi
·
25 saatte okudu
·
2025 15. kitabı
Tomris Uyar
7.3/10 · 2.760 okunma

Hakan Özer

, bir kitap okudu
10/10
·400 syf.·
Beğendi
·
15 günde okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2025 01:32
·
2025 14. kitabı
Pascal Mercier
8/10 · 2.193 okunma
João Eça, pazar günü öğleden sonra bakımevindeki odasının kapısını açtığında Gregorius bir şey olduğunu onun yüzünden okudu. Gregorius'u içeri davet etmeden önce biraz duraksadı Eça. Soğuk bir mart günüydü, buna rağmen odanın penceresi ardına kadar açıktı. Eça oturmadan önce pantolonunu düzeltti. Titreyen elleriyle satranç taşlarını yerleştirirken kendisiyle mücadele ediyordu. Hem duygularıyla mücadele ediyordu, diye düşündü Gregorius sonradan, hem de onlardan söz edip etmemekle. Eça piyonu çekti. "Bu gece yatakta altıma kaçırdım," dedi, boğuk bir sesle, "ve hiç farkına varmadım." Gözlerini satranç tahtasından kaldırmamıştı. Gregorius taşını sürdü. Suskunluğu uzun sürmemeliydi. Dün gece yabancı bir mutfakta başım döndü, sendeledim, neredeyse, istemeden, neşeli bir kadının kollarına düşüyordum dedi. Bu başka bir şey dedi Eça, sinirliydi. Belden aşağısıyla ilgili olmadığı için mi? dedi Gregorius. Her iki olayda da insanın bedenine her zamanki gibi söz geçirememesiydi mesele. Eça ona baktı. İçi kaynıyordu. Gregorius çay hazırladı ve Eça'ya yarım fincan koydu. Eça onun titreyen ellerine baktığını gördü. "A dignidade," dedi. "Onur," dedi Gregorius. "Bunun ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. Ama salt beden işlevini yerine getirmediği için kaybedilen bir şey olduğunu sanmıyorum." Eça ilk hamleyi bozdu. "Beni işkenceye götürürlerken altıma yaptım, onlar da alay ettiler benimle. Korkunç bir aşağılanmaydı, ama onurumu yitirdiğimi hissetmemiştim. Öyleyse o ne peki?" Konuşmuş olsaydınız onurunuzu yitirmiş olacağınıza inanıyor musunuz diye sordu Gregorius. "Hiçbir şey söylemedim, tek kelime etmedim. Söylenebilecek bütün sözleri... içimde sakladım. Evet, öyle oldu: Sakladım onları, kapıyı da üstlerine bir daha açılmamak üzere sürgüledim. Böylece konuşmam
Sayfa 334 - 41·Kitabı okudu
PALAVRAS TRAIÇOEIRAS. HAİN KELİMELER. Kendimiz hakkında, başkaları ya da sadece nesneler hakkında konuştuğumuzda kendimizi sözlerimizle ifade etmek istiyoruz denebilir. Ne düşündüğümüzü, ne hissettiğimizi açıklamak isteriz. Başkalarının, ruhumuza bir göz atmasına izin veririz. (...) Konuya bu açıdan yaklaşırsak, kendimizi açmak bakımından sözü geçen yönetmenler, başına buyruk dramaturglarızdır. Ama belki de tamamen yanlıştır bu. Bir aldanma mı? Çünkü biz kendi sözlerimizle kendimizi sadece açığa çıkarmakla kalmayız, kendimizi ele veririz. Açığa vurmak istediğimizden çok daha fazlasını ifşa ederiz; ve bazen de tam tersi olur. Ve başkaları bizim sözlerimizi kendimizin belki de hiç bilmediği bir şeyin belirtisi olarak yorumlayabilirler. Kendimiz olmak hastalığının belirtisi olarak. Başkalarını böyle incelemek eğlenceli olabilir, bizi daha hoşgörülü yapabilir, ama aynı zamanda elimize cephane de verebilir. Ve konuşmaya başladığımız anda başkalarının da bize karşı aynı şeyi yaptıklarını düşünürsek lafımız boğazımızda kalabilir, duyduğumuz dehşet dilimizin sonsuza kadar tutulmasına neden olabilir.
Sayfa 332 - 40·Kitabı okudu