Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet Çelik
Yalnızlığın iki farklı biçimde duyumsandığı düşünülebilir: dünyada yalnız olduğunu duyumsamak ya da dünyanın yalnızlığını duyumsamak. Yalnız olduğunu duyumsayan kişi bütünüyle bireysel bir dram yaşar; terk edilmişlik duygusu en göz alıcı doğal çerçevede bile ortaya çıkabilir. Bu dünyaya atılmış olmak, ona uyum sağlayamamak, kendi eksiklerinizden ya da taşkınlıklarınızdan ötürü yıkılmak, dışarıdaki görünümlere -ister karanlık, ister parlak olsunlar-aldırmayıp, içsel dramınıza bağlı kalmak, işte bireysel yalnızlığın anlamı budur. Ama kozmik yalnızlık duygusu bütünüyle öznel bir işkenceden çok bu dünyanın terk edilmişliği duyumundan, nesnel bir hiçlikten kaynaklanır. Hani dünya ansızın tüm parıltısını yitirmiş de bir mezarlığın temel tekdüzeliğini sergilemeye başlamış gibi. Birçokları geri dönüşü olmayacak biçimde dondurucu bir yalnızlığa yazgılı kılınmış, zayıf alaca karanlık ışıklarının bile erişemediği, terk edilmiş bir evren görüntüsüyle kıvranır. Peki, o zaman hangileri daha mutsuzdur? Yalnızlığı kendi içlerinde duyumsayanlar mı, yoksa dışarıda duyumsayanlar mı? Buna yanıt vermek olanaksız. Hem sonra, neden bir yalnızlık hiyerarşisi oluşturmaya çabalayayım ki? Yalnız olmak yetmiyor mu?
Sayfa 62 - Bireysel Yalnızlık ve Kozmik Yalnızlık·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kişisel olarak, insanlıktan istifa ediyorum: İnsan kalmayı ne istiyorum ne de becerebiliyorum. Şu halimle başka ne yapabilirim ki; toplumsal, siyasal bir sistem üzerine mi çalışayım, yoksa zavallı bir kızı mutsuz mu edeyim? Çeşitli felsefi sistemlerin tutarsızlıklarının ardına mı düşeyim, yoksa hem ahlaki, hem estetik bir ideali gerçekleştirmeye mi çalışayım? Tüm bunlar gözüme saçma görünüyor, hiçbir şey bana çekici gelmiyor. Tırmanmak istediğim basamaklarda yalnız kalacak olsam bile insanlığımdan vazgeçiyorum. Artık hiçbir şey beklemediğim bu dünyada zaten yalnız değil miyim? Bir üst-bilinç, gündelik özlemlerle ideallerin ötesinde, soluk alabileceğimiz bir uzam sağlayacaktır büyük olasılıkla. Orada sonsuzlukla esriyip, bu dünyanın boşluğunu unutabilirim; varlığın varlık-olmayan kadar saf ve özdeksiz olacağı bir coşkuyu hiçbir şey bozamaz.
Sayfa 55 - Tam Doyumsuzluk·Kitabı okudu
Nasıl bir aforozdur kimilerine hiçbir yerde rahat vermeyen? Ne güneşli ne de güneşsiz, ne insanla ne de onsuz... Keyfi yok saymak —şaşırtıcı bir şey gerçekten. En mutsuz insanlar: bilinçsizliğe hakkı olmayan insanlar. Bilincin sürekli açık olması, insanın dünyayla ilişkisini durmaksızın yeniden tanımlaması, bilginin aralıksız geriliminde yaşaması ömür boyu yittiğini gösterir. İnsan hiçbir zaman doymayan, yaşamla ölüm arasında kalmış bir hayvanın trajedisini yaşamaz mı? İnsanlığımdan çok sıkıldım. Elimden gelseydi, anında vazgeçerdim. İyi de, neye dönüşürdüm o zaman? Bir hayvana mı? Geriye doğru gitmek olanaksız. Üstelik öyle olmasaydı bile, felsefe tarihini bilen bir hayvan olabilirdim. Üst-insana dönüşmek bana olanaksız, saçma, gülünç bir fantezi gibi görünüyor.
Sayfa 55 - Tam Doyumsuzluk·Kitabı okudu
Ne yazık ki her an doğrulayabildiğim bir saptama: Yalnızca asla düşünmeyenler, başka bir deyişle yaşamak için gereken şeylerden başka bir şey düşünmeyenler mutlu oluyor. Gerçek düşünceyse yaşam kaynaklarını bulandıran bir iblise ya da yaşamın köklerine zarar veren bir hastalığa benziyor. İnsanın her an düşünmesi, kendisine yerli yersiz çok temel sorular sorması, yazgısı konusunda sürekli kuşku duyması, yaşamaktan yorulması, düşüncelerinden ve kendi varlığından bitip tükenmesi, arkasında varlığının dramının ve ölümünün simgesi olarak kan izi veya dumanlar bırakması —işte bunlar ne kadar mutsuz olduğunuzu gösterir, öyle ki düşünme sorunu midenizi bulandırır, akıl yürütme gözünüze bir cehennem azabı gibi görünür. Hiçbir şeyine yerinmememiz gereken bir dünyada yerinecek ne çok şey var aslında. Ben de kendime soruyorum, bu dünya gerçekten yerinmemi hak ediyor mu diye.
Sayfa 53 - Üzüntü Üstüne·Kitabı okudu
Deneyimlerle temel gerçekliklere yaklaşıldığı ölçüde estetik alanın daraldığını gözlemlemek ilginçtir. Ölüm, estetiği yadsır; tıpkı acı ya da üzüntü gibi. Ölüm ile güzellik: birbirini karşılıklı dışlayan iki mefhum... Çünkü ben ölümden daha ciddi, daha uğursuz bir şey bilmiyorum! Nasıl oluyor da ozanlar onu güzel bulup yüceltebiliyorlar? Ölüm, olumsuzluğun mutlak değeridir. İşin tuhaf yanı, ölüme bir yandan tapılırken, bir yandan da ondan korkuluyor. Ondaki olumsuzluk -itiraf edeyim- bende hayranlık uyandırıyor; bununla birlikte, sevmeksizin hayran olabildiğim tek şey o. Ölümün büyüklüğü, sonsuzluğu bana kendini dayatıyor, ama umutsuzluğum öyle büyük ki ölme umudunu bana yasak ediyor.
Sayfa 53 - Üzüntü Üstüne·Kitabı okudu