Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet Çelik
4 Ocak, 1943 (...) Bana gelince, savaştan yararlanmaktansa savaş sırasında ölmeyi yeğ tutarım. Çağrıldığım zaman orduya katılacağım ve hiç bir şekilde karşı koymayacağım. Ve tabii ki yine de savaşı atlatmayı umud ediyorum. Fakat fırsatçı olmaktansa kurban olmayı yeğlerim. Belki asılsız ama savaşı desteklediğimi söylüyorum; bu tür o!ayları kişisel ahlâk ve kişisel isteklerimizle bağlantılı düşünürüz, oysa kesinlikle böyle değildir. Tanrı gerçekten varsa, evet, Tanrı gerçekten vardır demek buna eş değerde bir deyiş olabilir. Biz varlığını tanısak da tanımasak da var olacaktır. Fakat onların ve bizim imparatorluklarımız arasında olduğu gibi gerçek bir seçim olanağı bulunabilseydi ben yine de bizimkini yeğ tutardım. Şıklar, özellikle istenilen şıklar sadece hayal ürünüdür. Evet, ateş edeceğim, hayatlar söndüreceğim. Aynı şekilde bana da ateş edilecek ve belki benim hayatım alınacak. Yarı kesin nedenler yüzünden kesinlikle kan dökülecek. Her savaşta olduğu gibi. Nedense kendime karşı bunun yanlış olduğunu kabullenemiyorum.
Sayfa 80·Kitabı okudu
Reklam
4 Ocak, 1943 Dayanıksız, ölümlü, her şeye karşı duyarlı görünmemize karşın kan dökme ve kıyıma kendimizi kolaylıkla alıştırmışızdır. Hepimiz bir akım peşinde, bu kıyıma göz yuman kişileriz ve yine de kurbanlara pek az acırız. Bu savaşla birlikte gelmiş değildir, savaş hiç başlamamışken biz zaten buyduk. Ne var ki, şimdi daha belirgin. Gözümüzün önünde göçüp giden insanlara kılımız bile kıpırdamaz. Bizim için acı çekmiş bile olsalar, kurban onlar değil biz bile olsak. Bize hükmedildiği düşüncesi hoşuma gitmiyor. Bunu düşünmek bile hoşuma gitmiyor. Kolay değil, güvenli değil. En incelikle açıklanışı, duygu ve hayal gücümüzün yetersizliği anlamındadır. Eski Joseph, yaşamın geçiciliği karşısında ağlanıp sızlanmaya karşıydı. Kişinin en iyi niyetiyle yara berelerinin payına düşenini kabullenmek zorunda olduğuna üzüldüğünü söylerdi. Yara bereler! Ne denli bir safiyetti bu! Evet. İnce ruhlu, şefkatli görünen kişilerin bile bundan kaçış için bir umutları olamıyacağının bilincine varmıştı. Ve bu da yeterince alçak gönüllülüktü. Fakat yine de biz insanlar yok olma konusunda kaygılanırız; Ev kedileri serumlarla kurtarılmak üzere yüzlerce kilometre yola götürülür, ve Arkansas'da komşuları aylarca, gece gündüz doksan yaşındaki hasta bir adamı ölümden kurtarmak için başında bekler.
Sayfa 79·Kitabı okudu
4 Şubat 2001 İlker'le akşamüstü yeniden konuştum. Gece söyledikleri üzerine bir daha düşündüğünü, filmden vazgeçmemem gerektiğini söyledi. Çünkü her iki proje de farklı şeyleri anlatıyordu. Önermeleri farklıydı. Hepsinden önce, duygu farkı vardı. Farklı düzlemlerde yaşıyordu. Akşam Şerif'e anlatacağım. Şerif'le sinemada buluşacağız ve Balalayka'yı seyredeceğiz. Mehmet de gelecek. Şerif'e olanları anlattım. Sessizce dinledi. Hiçbir şey söylemedi. Benim bu öyküyü Yılmaz Erdoğan'dan arakladığımı düşünüyor, iyi biliyorum, her ne kadar konuşmasa da... Böyle düşünmekten zevk aldığını bile biliyorum. Balalayka birinci bölümde harikaydı. Rus kızları inanılmaz güzeller, inanılmaz iyi oynuyorlar. Hele kızların ikisinin ağız yapıları ne kadar harikaydı ve ağızlarını ne iyi kullanıyorlardı. Bence ağız, insan yüzünde gözlerden çok daha fazla ifade gücüne sahip. Film, ikinci bölümde birinci bölümdeki dramatik çizgiyi sürdürebilseymiş, inanılmaz olabilirmiş. Final zorlama gibi duruyordu. İdris'le konuştum sinemadan sonra. Kuzey Masalı'ndaki pencereye üşüşen civcivleri, sıvadaki zikzak şeklindeki çatlağın kendiliğinden dökülmesini vs. kastederek, "Bu filmler mutlaka çekilmeli baba" dedi. Onun bu sözü bana güç veriyor. Filmi çekeceğim. Benzerlikler, vazgeçmem için bir neden olmamalı. Filmi çekme arzumun, o kadar güçlü olmadığı anlamına gelir bu. Yüreğime yeterince inanmadığım anlamına gelir. İnanıyorsam, kimseyi iplemeyip filmi çekmenin yolunu aramalıyım. Yani, gene para peşine düşmeliyim. Allah'ım, ne olur yardım et bana. (...)
Sayfa 84 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu
3 [Şubat] 2001 Vizontele vizyonda. Bugün ikinci gün. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'la arasındaki olası benzerlikten dolayı ödüm kopuyor. İlker filmi görür görmez haber verecek. 23:15 seansına gideceğini mesajla bildirdi. Saat 02 gibi İlker'i aradım. İlk sözü, "Bu filmi çekme!" oldu. Suratıma sağlam bir yumruk yemiş gibi oldum. Vizontele'nin herkesin bilmesine izin verildiği ölçüdeki sinopsisinden bildiğim kadarıyla benzerlikler zaten vardı. İlker, "Karpuzcu bile var" deyince, mahvoldum. "Vay anasını, demek karpuzcu da var?" demişim. Varmış. Hatta benim çocuklarımın sırtüstü yatıp plaj keyfi yaptıkları gibi Vizontele'deki çocuklar da sırtüstü yatıp yıldızları seyrediyorlarmış. Dayanamadım, bastım küfrü. Nedir benim çilem Allah'ım? Gece uyuyamadım. Ayşe'ye anlattım. O da üzüldü. Az şey mi, bir yıl kadar oldu senaryo çalışıyorum. Öyküye ısındım. Onlarla ağladım, onlarla güldüm, alay ettim, kavga ettim, ısrar ettim. Bana direndiler, eğilip bükülmediler. "Biz bir kişilik sahibiyiz, sen bizi plastik malzeme mi sandın? Öyle senin keyfince çektiğin tarafa uzayacağımızı sanıyorsan, aldanıyorsun" dediler. Her yemek başında onların sözü, onların dedikodusu ediliyordu evde. Evcek sevdik karakterleri. Nihal, ne içten pazarlıklıymış, Güler ne saf bir çocukmuş. Hele Mehmet... Recep'in hali ne olur bundan sonra? Nihal perişan etti bu çocuğu. (Zaten çocukluğumdu yazdığım.) Şimdi vazgeçmem isteniyordu. Sabaha kadar aynı kişileri, olayları koruyarak senaryoyu değiştirmeyi düşünüp durdum. Beceremedim. Bu kadar çok sayıda motif benzerliği kötü bir şanssızlıktı o kadar. Bu filmden vazgeçmem mümkün değildi. Çocuklarımdan vazgeçmekti bu. Aynı filmin 1993 yılında kısa metraj versiyonunu çekmiştim zaten ama işte her şeyiyle özgün bir öykü olarak bakıyordum. Senaryodaki
Sayfa 83 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu
2 Şubat 2001 Bekliyorum. Beklediğim istasyondan yıllardır hiçbir trenin geçtiği yok. Bekliyorum. Birilerinin keyfi olacak. Birileri zahmet edip kıçını oturduğu iskemleden kaldıracak, hem de benim için... Belirsiz bir zamanı, belirsiz bir sonu bekliyorum. Tüm cesaretim bitmek üzere. Bu cümlenin yerine, buraya okkalı bir küfür gerekiyor ya... Elimin, kafamın bir şeyle oyalanması gerek. Yok. Diğer öyküler henüz çekirdek halinde. Ne yapacağımı bilemiyorum. İçimde patlamak isteyen, dışarı çıkmak isteyen müthiş bir tazyik, müthiş bir güç var. Böyle zamanlarımda batmış bakkalın eski defterlerini karıştırdığı gibi ben de eski defterlerimi karıştırıyorum. Her şey parmağıma dolanıyor. Birçok şeyi büyütüyorum. Yüzeyde halletmem gereken birçok şeyi içime atıyor, içimde, derinlerde çözmeye çalışıyorum. Böylece büyüyor, kökleşiyor, benim ayrılmaz bir parçam haline geliyor. Rüyalarıma yansıyor. Böyle rüyalarla geçen gecelerin sabahları baş ağrılarıyla uyanıyorum. Son günlerde sürekli nöbetlerim yokluyor. Yüz bin dolarlar tutan bütçelerden çoktan vazgeçtim. Üç beş milyarım olsa filme rahatça başlayabileceğim. İçim asla rahat değil.
Sayfa 82 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu
Reklam