3 [Şubat] 2001
Vizontele vizyonda. Bugün ikinci gün. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak'la arasındaki olası benzerlikten dolayı ödüm kopuyor. İlker filmi görür görmez haber verecek. 23:15 seansına gideceğini mesajla bildirdi. Saat 02 gibi İlker'i aradım. İlk sözü, "Bu filmi çekme!" oldu. Suratıma sağlam bir yumruk yemiş gibi oldum. Vizontele'nin herkesin bilmesine izin verildiği ölçüdeki sinopsisinden bildiğim kadarıyla benzerlikler zaten vardı. İlker, "Karpuzcu bile var" deyince, mahvoldum. "Vay anasını, demek karpuzcu da var?" demişim. Varmış. Hatta benim çocuklarımın sırtüstü yatıp plaj keyfi yaptıkları gibi Vizontele'deki çocuklar da sırtüstü yatıp yıldızları seyrediyorlarmış. Dayanamadım, bastım küfrü. Nedir benim çilem Allah'ım? Gece uyuyamadım. Ayşe'ye anlattım. O da üzüldü. Az şey mi, bir yıl kadar oldu senaryo çalışıyorum. Öyküye ısındım. Onlarla ağladım, onlarla güldüm, alay ettim, kavga ettim, ısrar ettim. Bana direndiler, eğilip bükülmediler. "Biz bir kişilik sahibiyiz, sen bizi plastik malzeme mi sandın? Öyle senin keyfince çektiğin tarafa uzayacağımızı sanıyorsan, aldanıyorsun" dediler. Her yemek başında onların sözü, onların dedikodusu ediliyordu evde. Evcek sevdik karakterleri. Nihal, ne içten pazarlıklıymış, Güler ne saf bir çocukmuş. Hele Mehmet... Recep'in hali ne olur bundan sonra? Nihal perişan etti bu çocuğu. (Zaten çocukluğumdu yazdığım.) Şimdi vazgeçmem isteniyordu. Sabaha kadar aynı kişileri, olayları koruyarak senaryoyu değiştirmeyi düşünüp durdum. Beceremedim. Bu kadar çok sayıda motif benzerliği kötü bir şanssızlıktı o kadar. Bu filmden vazgeçmem mümkün değildi. Çocuklarımdan vazgeçmekti bu. Aynı filmin 1993 yılında kısa metraj versiyonunu çekmiştim zaten ama işte her şeyiyle özgün bir öykü olarak bakıyordum. Senaryodaki