Suçlu ırkına ait olmaması şartıyla suçluyu, toplumla barışma olasılığından yoksun bırakmamalıyız. Suçlu ırkına aitse, herhangi bir düşmanca eylemde bulunmadan önce onunla savaşmalıyız (elimine geçirdiğimizde yapmamız gereken ilk şey: Hadım etmektir).
Suçlunun kötü davranışlarını veya düşük zekâ seviyesini yüzüne vurmamalıyız. Psikolojik açıdan bakmak gerekiyorsa, suçlunun anlaşılmayan bir dürtüye teslim olduğu ve ikincil derecede önem taşıyan bazı hareketlerden dolayı eylemine yanlış bir güdüyü atfettiği durumlar (belki de kan istediğinde hırsızlık yapması gibi durumlar) bir yana— suçlunun kendini yanlış anlamasını (çünkü isyan içgüdüsü, déclassé [düşük sınıfın] kini, faute de lecture nedeniyle bilince varmamıştır), eylemini korku ve hata etkisi altında karalamasını ve şerefini lekelemesini istemekten daha adice bir şey yoktur.
Bir insanın değerini tek bir eyleme göre değerlendirmekten sakınmalıyız. Napoleon bizi buna karşı uyardı. Çünkü haut-relief eylemlerimiz özellikle önemsizdir. Bizim gibi insanların vicdanında bir suç, örneğin bir cinayet yoksa—bu nedendir? Çünkü bazı elverişli koşullar eksikti. Ve bunu yaptığımız takdirde, bu bizim değerimiz hakkında bir şey söyler miydi? Belirli koşullar altında bir insanı öldürecek güce sahip olmadığımızı düşünerek, bizi bir şekilde hor görmüş oluyorlar. Neredeyse tüm suçlarda, bir insanda eksik olmaması gereken bazı nitelikler dışa vurulmaktadır. Dostoyevski’nin, Sibirya hapishanelerindeki mahkûmlar hakkında Rus halkının en güçlü ve en değerli kısmını oluşturduklarını söylemesi boşuna değildi. Bizimle birlikte suçlu kötü beslenmiş ve gelişmesi önlenmiş bir bitkiyse, bu toplumsal ilişkilerimizin bir ayıbıdır; Rönesans çağında suçlular kendileri için kendi erdemlerini geliştiriyor ve elde ediyorlardı— Rönesans stilinde erdem
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Onlara vücutlarının pis ve günahkâr olmadığını, bunların rahimlerimizin gücünü inkâr etmek için öne sürülen küstahça birer iddia olduğunu anlattım. Döktüğümüz kanın tüm yaşamın kaynağı olduğunu, kirli değil, kutsal olduğunu söyledim.”
Bir ölçüde, kendimizi nefretle koruyoruz, başkasının zayıflığına karşı, düşmana, felakete karşı nefretle koruyoruz kendimizi. Yapay ve nesnesi olmayan bir çeşit rekabeti harekete geçiren nefretle.