İnsan çığlıkları geçti geceleyin açık denizleri rüzgâr-
larla.
Dolaşmak tehlikeli hala geceleyin açık denizleri...
Altı yıldır sürülmedi bu tarla,
duruyar olduğu gibi tank paletlerinin izleri.
Tank paletlerinin izleri kapanır bu kış karla.
Ah, gözümün nuru, gözümün nuru, yine yalan söylüyor antenler:
alın teri tacirleri kapatabilsin diye defteri yüzde yüz kârla.
Fakat Ezrailin sofrasından dönenler
döndüler verilmiş kararlarla...
Necdet Adalı dini telkin istemedi. Idam gömleğini giydirdiklerinde ailesine mektup yazmak istedi. Mektubu bitirdikten sonra üzerine suçu ve kararı yazan bir yafta asıldı. Çelik masa, masanın üzerinde de bir sandalye koymuşlardı. Yürüdü. Kendi kendini infaz etti.
22 Ekim 1913, “Artık çok geç. Acının ve aşkın tadı. Sandalda onun bana gülümsemesi. En güzeli buydu. Hep ölmeyi istemek ve kendimi ayakta tutmak, işte aşk yalnız bu.”
Batı aşırı muhafazakâr Libyalılara, "Bu adam sizi dinden ve imandan da edecek" türünden propagandayı da ihmal etmiyordu. Muhafazakâr ve dindar Libyalılar kadın özel korumalarla dolaşan Kaddafi'ye çok kızıyordu. Oysa Kaddafi bu görüntülerle Libyalı kadınları toplumun içine çekmeye çalışıyordu. Kaddafi iktidarı ele geçirdikten sonra başbakan olarak çıkardığı ilk yasa (16 Ekim 1969) "kadın-erkek eşitliği"yle ilgiliydi. Oysa Libyalı kadınlar bunu istemiyordu. Libyalı kadınlar 1988'de Kaddafi, "Başlık parasını kaldırın" dediğinde de ona çok kızmış, kıyameti koparmışlardı. İşte böylesi karmaşık bir sosyal yapı içinde kendini halkına kabul ettirmeye çalışan Kaddafi süreç içinde iç tepkilerle karşılaşır. Bu tepkileri sert bir şekilde bertaraf eden Kaddafi zaman içinde "duygusal halkçı" eğilimlerinden uzaklaşır ve giderek diktatörleşmeye başlar. Diktatörleştikçe de muhalif tepkiler artar ve bundan zekice yararlanmayı bilen Batılı başkentler kârlı çıkar.