...geçen zaman hafızaya sahte anılar ekler ve gerçek anıları da değiştirir.
Sayfa 103·Kitabı okuyor
Alıntı
İlim öğrenme yolunda insanlar üç kısma ayrılırlar. Bunlardan birincisi ilmi, ahiretini kazanmak için okur. İlmi ile sadece ahireti ve Allah'ın rızasını kazanmayı ister. İşte bu kimse kurtuluşa erenlerdendir. İkincisi, dünyasını kazanmak için okur. İlmi ile izzet ve şerefi, makam ve mevkii elde etmeyi ister. Dünyalık elde etme peşine düşer. Aslında o da ilim elde etmek ile niyetinin zayıflığını ve gayesinin düşüklüğünü bilmektedir. Bu niyetle ilim okumaya devam ettiği sürece helak olanlar zümresine katılır. Haline tövbe etmeden ansızın ölürse, imansız gitmesinden korkulur. Artık onun işi Allah'ın dilemesine kalmıştır. (Dilerse onu affeder, dilerse affetmez) Yalnız, henüz eceli gelmeden tövbe eder, ilmine amelini ekler ve eksikliklerini de giderirse o da kurtuluşa erenler zümresine katılır. Nitekim Resûlullah (s.a.v); "Günahından tövbe eden, sanki o günahı hiç işlememiş gibidir." buyurmuştur. (İbn Mâce, Zühd, 30) Üçüncüsüne de şeytan musallat olmuştur. Çünkü ilmini mal mülk toplama, şan, şöhret peşinde koşma ve makam, mevkii ile övünme vesilesi kılmıştır. İlmini kullanarak dünyalık ihtiyaçlarını giderir. Bunun için her türlü hileye başvurur. Zahiren ve batınen dünyaya meylettiği halde, konuşmasıyla, giyim ve kuşamıyla alimlerin şekline bürünerek kendisinin Allah (c.c) katında üstün bir makama sahip olduğunu zanneder. Halbuki bu kimse helak olanlar ve mağrur ahmaklar zümresindendir. Zira kendisini ilmiyle amel eden muhsinlerden olduğunu zannederek tövbe etmeye ihtiyaç duymaz. Ey ilim talibi! Sen (anlatılan bu üç kısımdan) birinci kısmı tercih et. İkinci kısımdan olmaktan sakın. (Tövbede acele et) Tövbesini geciktiren nice kimseler vardır ki ölüm onları ansızın yakalayıverir. Sonra hüsrana uğrayanlardan oluverirler. Sakın üçüncü kısımdan da olma! Bu
Din
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Mizoteizm: Tanrı'ya duyulan nefret
Bu perspektif, Tanrı'nın varlığını reddetmek yerine O'ndan nefret etmek ve var olmamasını dilemek üzerinedir. Bernard Schweizer, ...) mizoteistlerin yaşadığı problemin, kötülüğün ve ıstırabın hakim olduğu dünyada merhametli bir Tanrı'nın varlığını bir arada düşünemedikleri kanaatine ulaştı. Tanrı'ya olan nefretlerini tetikleyen şeyin "genellikle iyi niyetli insani dürtüler" olduğuna işaret etti. Schweizer, mizoteist birinin hem duygusal hem de psikolojik açıdan sorunlu olduğunu ifade eder ve ekler: "psikolojik, duygusal ve fiziksel yaralar almış olanların Tanrı'dan yüz çevireceklerine şaşırmamak lazım"? ...)"Mizoteist için durum farklıdır. Onun için, dünyada oldukça yaygın hale gelen kötülük ile iyiliksever bir Tanrı tasavvurunun yan yana gelmesi ciddi bir problemdir, birtakım tafsilatlı, kılı kırk yararak ortaya sürülen teolojik argümanlardan ibaret değildir. Mizoteistler Tanrı'yı ciddi bir şekilde itham ederler ve meydana gelen herhangi bir kötülükten ve hak edilmemiş bir ıstıraptan onu sorumlu tutarlar. Schweiser'in ana fikrini şöyle hülasa edebiliriz: Mizoteist, şu kilit sorudan hareket eder: İnsanlık ne yaptı da Tanrı'yı ve onun mahal verdiği kötülükleri ve ıstırabı hak etti? Benim tecrübeme göre, ateistlerin azımsanamayacak kadar çoğunluğu gizli mizoteisttir. Şu soruyu sormak, genellikle, vardığım neticeyi ispatlar: Eğer Tanrı var olsaydı, O'na ibadet eder miydiniz? (bkz. 15. Bölüm). Benim şimdiye kadar konuştuğum ateistlerden birçoğunun bu soruya cevabı 'hayır' olurdu ve dünyadaki kötülüğün ve ıstırabın ne kadar 'gereksiz' ve haksızca' olduğunu sıklıkla ifade ederlerdi. Kaygılarını ve insanların maruz kaldıkları acıya karşı duyarlılıklarını anlayışla karşılayabiliyor olsam da, ateistler ve mizoteistler ve onlar gibi olanlar, perdelenmiş bir ben merkeziyetçilik
Sayfa 37·Kitabı okudu
Heidegger, meslektaşı Karl Jaspers’e yazdı­ğı bir mektupta “Üniversitedeki profesörlerle vakit geçirmek gi­bi bir arzum asla yok...” der ve ekler: “Köylüler çok daha uyumlu, hatta daha ilgi çekici insanlar. "Bu serzenişin temel sebebi, Hei­degger’in akademik/teknik felsefe yapmaya karşı tefekkür etme­yi ve derinlikli düşünmeyi tercih etmesidir. Akademik felsefe, dar bir jargonun içine hapsolmuş, ego savaşlarının ve kıskançlıkların muharebe alanı hâline gelmiş kurak, çorak bir yerdir. Buradan iyi akademik tezler çıkabilir ama düşünce çıkmaz. Varlık arayışımıza ve düşünce yolculuğumuza rehberlik etmesi gereken temel sorular burada sorulmaz. Sorulsa bile bunların manası kavranmaz. Amaç fikir işçiliği, derin tefekkür ve düşüncenin asaletine sadakat değil, akademik ünvan almaktır. Ünvan peşinde koşanlar tefekkürün ne olduğunu kavrayamazlar.
Sayfa 8 - "Ünvanlar insana eklenen arazlardır. Aslolan cevherdir."
Kur yapmak için ötme sanatı.
Hiç kuşku yok ki kuşlar eşsiz müzisyenlerdir... Müzisyen ardıç kuşu bunun mükemmel bir örneğidir. Bir erkek tek başına öter. Çeşitlendirilse bile biraz basmakalıp, güzel bir ötüştür. Ama başka bir erkek boy gösterdiğinde ilki şarkısına yeni kıtalar ekler, repertuvarını zenginleştirir, sesini güçlendirir. Üstelik çoğu türde, dişileri ilk baştan çıkaranlar, en iyi şarkı söyleyenlerdir. Kur yapmak için ötme sanatı...
Sayfa 66 - Domingo 1. Basım 2020·Kitabı okuyor
Alıntı
Ziya Bey ve Aziz Dostu Führer!
(...) Hitler’le de, Führer olmadan önceleri, çok içtenlikli arkadaştırlar. Münih’teki birahanelerde çok bira içmişlikleri vardır. Herif Nazi mazi ama, şimdi eğri oturup doğru konuşmalı, Almanya’nın başına geçtikten sonra bile eski arkadaşı Ziya’yı unutmamış, mektup yazıp onu Almanya’ya çağırarak kendisine yardım etmek istemiştir. Ziya Bey’e Almanya’da yüksek bir görev verecektir. Çünkü o sıralarda Ziya Bey’in sıkıntı içinde olduğunu duymuştur. Hitler’den küçük adı “Adolf” diye sözeder. “İyi ki bizim Adolf’un sözüne uyup da Almanya’ya gitmemişiz. Yoksa beni de Nürnberg mahkemesinde ölüme mahkum ederlerdi.” der, biraz düşündükten sonra da ekler: “Yok, yok, ben Adolf’un yanında olaydım, bu işler gelmezdi başına; çünkü benim sözümü dinlerdi. Ona doğru yolu gösterirdim.” (...)
Sayfa 160 - ADAM·Kitabı okudu