Teslim oluyorum! İyi edebiyata rastladım mı oltasına takılmadan duramıyorum işte.
***
İnsan dünyaya geldiğinde önce aileyi biliyor. Aile bir yaşayış şekli sunuyor insan zihnine. Bir raya oturtuyor onu. Bir müddet bununla düşüp kalkan insan, büyüyüp başkalarını tanıdıkça rayların çokluğuna tanıklık ediyor. Bir raylar sisteminin içinde olduğunu kavrıyor. Peki bu sistemi kabul edip ona katkı sağlayarak sistemi devam mı ettirecek? Bireyin rolü burada devreye giriyor: Sisteme baş koyabilir, kendi istek ve amaçlarıyla sistemin kurallarını harmanlayarak daha dengeli seyredebilir ya da kendi amaçlarını önceleyerek sisteme karşı çıkabilir. Ama bu hikâye sisteme baş koyan bir adamla başlıyor: Kristóf'la.
Kristóf statükoyu koruyan, soylu ailesindeki herkesten beklendiği gibi kendisinden beklenen vazifeleri gerçekleştirmek zorunda olan bir karakter. İşini en tarafsız, en doğru şekilde yapma gayretinde olan bir yargıç. Kendini topluma sunduğu katkıyla tartan, kimliğini topluma dayandıran bir adam. Yozlaşan toplum düzenini, boşanmaları, çıkarcılığı ve iradesizliği eleştiriyor ve toplumu daha iyi hale getirmek için çok çalışıyor. Öte yandan onun hep "olması gereken" kişi olması; kendi isteklerini çoğu zaman bastırmasına, süreğen ve belirsiz bir utanç ve suçluluk hissiyle, baş ağrılarıyla boğuşmasına sebep oluyor. Bu yönüyle eksik, çünkü hem kendi arzularını hiçe sayıyor hem de doğasındaki karanlık yönleri reddediyor.
Kitabın ikinci karakteri ise Greiner. Kristóf'un "olması gereken kişi" imajını irdeleyen biri olarak hikâyeye dahil oluyor ve onun bastırılmış yönlerine ışık tutuyor. Sevdiği kadın uğruna her yolu mübah gören bir doktor o da. Bu makyavelist tavrı, zamanla fatalizme dönüşüyor; hayatın gerçeklerine yeniltiyor onu. Olgunlaşıyor. Biz de