Aşkın peşinde kaybolmak…
Puan vermedi·292 syf.··
2026 67. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 14:02
Tarık Tufan’la tanışmamış herkes bir an önce tanışmalı diyorum. Bu kadar kalbe işleyen roman yazmak herkesin harcı değildir. Annesinin ölümünün ardından kendi benliğini tamamen silmek isteyen bir adamın hikayesini anlatıyor kitabımız. Kahramanımız yas sürecindeyken bir kadınla tanışıyor ve tüm benliğini bu kadının hayali şekillendiriyor. İnsan yastayken ne yaptığını bilemez ya tam olarak öyle bir şey. İçinden yeni bir adam doğuyor eskini tamamen geçmişe gömüyor. Babası ise dergahı tarafından çok sevilen bir şeyh, ne yapsa oğlunu yolundan döndüremiyor, döndüremeyeceğini de biliyor. İkisi de kendi aşklarının peşinden hayatlarını sürdürüyorlar. Kitabın sonuna eksik kalmış yazanlar olmuş, hayır ben öyle düşünmüyorum; böyle bir kitabın, böyle bir aşkın ancak böyle bir sonu olurdu diyorum. Ben sanırım Tarık Tufan ne yazsa okurum artık o moddayım. İçindeki tasavvufi hikayeler beni gerçekten etkiledi. Kitaplarına böyle öyküleri öyle güzel yediriyor ki insanı tam anlamıyla büyülüyor. Kitaplarının arasında en sevdiğimi bu sebeple seçemiyorum, kendisinden okuduklarımın hepsinin yeri ayrı bende.
Şanzelize Düğün SalonuTarık Tufan · Profil Yayıncılık · 20178,7bin okunma
9/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:59
Farklı coğrafyaların edebiyatını okumak, o coğrafyalar hakkında ne kadar çok şey öğretiyor insana. Yalnızca anlatılan hikâyeler değil; karakterlerin sokakta yürürken düşündükleri, yemek yerken gözlemledikleri, birbirlerini sevmeleri ya da birbirlerinden nefret etmeleri de bize o toplum hakkında adeta bir rapor sunuyor. Azeri edebiyatından okuduğum bu olağanüstü kitap da beni yine alıp başka coğrafyalara götürdü. Moskova ve Bakü sokaklarında karakterlerle birlikte dolaştım. Şehirler ayrıntılı tasvirlerle anlatılmasa da bu kez onları karakterlerin iç dünyalarından geçerek tanıdık; onların sevinçleri, kırgınlıkları ve özlemleriyle gezdik. Bu kitap aslında iki ayrı romandan oluşuyor: Ak Liman ve Beş Katlı Apartmanın Altıncı Katı. Birbirlerinden bağımsız görünseler de aynı hikâyenin devamı gibiler. Ancak bu iki romana, kırk beş yıl sonra eklenen yeni bir son daha var: Tahmine'nin Son Sırrı. Yazar, sonsözünde neden böyle bir hikâye ekleme ihtiyacı duyduğunu anlatıyor. Açıkçası, ben de kitabı bitirdiğimde onunla benzer bir düşünceye kapılmıştım. Ama bu son metni okuyunca yapılan eklemenin hem oldukça romantik hem de yazarın yarattığı karakterlere ne kadar bağlı olduğunun bir göstergesi olduğunu düşündüm. Bu metin tam anlamıyla bir klasik. Rus romanlarında rastladığımız o güçlü olay örgüsüne sahip. Karakterlerin iç monologları oldukça fazla olmasına rağmen anlatının ritmini hiç bozmuyor; aksine onları psikolojik açıdan daha yakından tanımamıza imkân veriyor. Bunun yanında, bizdeki klasiklerin taşıdığı o tanıdık duyguya da sahip. Okurken kalbi titreten bir ton hep var ve anlatının sesi hiç düşmüyor. Sade bir dille yazılmış olmasına rağmen basitlikten çok uzak; derinliği olan, yaşamdan çok insanın iç dünyasına yönelen bir roman. Ak Liman'da bir yayınevinde
Beş Katlı Apartmanın Altıncı KatıAnar Rızayev · Ketebe Yayınları · 20231,855 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·48 syf.··
2026 39. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 08:06
Genç Adam, bir ilişkiden çok zaman ve hafıza üzerine düşündüren kısa bir anlatı. Annie Ernaux, yaşananları yazıya dökmediği sürece eksik kalacakmış hissiyle, her zamanki yalın üslubuyla anlatıyor. Bu incecik kitap, insanlar arasındaki yaş farkının aslında aynı zamanda bir hafıza farkı olduğunu da gösteriyor.
Edebiyat
Genç AdamAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20241,184 okunma
Evliliğin Değeri Üzerine
9/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 00:00
Teslim oluyorum! İyi edebiyata rastladım mı oltasına takılmadan duramıyorum işte. *** İnsan dünyaya geldiğinde önce aileyi biliyor. Aile bir yaşayış şekli sunuyor insan zihnine. Bir raya oturtuyor onu. Bir müddet bununla düşüp kalkan insan, büyüyüp başkalarını tanıdıkça rayların çokluğuna tanıklık ediyor. Bir raylar sisteminin içinde olduğunu kavrıyor. Peki bu sistemi kabul edip ona katkı sağlayarak sistemi devam mı ettirecek? Bireyin rolü burada devreye giriyor: Sisteme baş koyabilir, kendi istek ve amaçlarıyla sistemin kurallarını harmanlayarak daha dengeli seyredebilir ya da kendi amaçlarını önceleyerek sisteme karşı çıkabilir. Ama bu hikâye sisteme baş koyan bir adamla başlıyor: Kristóf'la. Kristóf statükoyu koruyan, soylu ailesindeki herkesten beklendiği gibi kendisinden beklenen vazifeleri gerçekleştirmek zorunda olan bir karakter. İşini en tarafsız, en doğru şekilde yapma gayretinde olan bir yargıç. Kendini topluma sunduğu katkıyla tartan, kimliğini topluma dayandıran bir adam. Yozlaşan toplum düzenini, boşanmaları, çıkarcılığı ve iradesizliği eleştiriyor ve toplumu daha iyi hale getirmek için çok çalışıyor. Öte yandan onun hep "olması gereken" kişi olması; kendi isteklerini çoğu zaman bastırmasına, süreğen ve belirsiz bir utanç ve suçluluk hissiyle, baş ağrılarıyla boğuşmasına sebep oluyor. Bu yönüyle eksik, çünkü hem kendi arzularını hiçe sayıyor hem de doğasındaki karanlık yönleri reddediyor. Kitabın ikinci karakteri ise Greiner. Kristóf'un "olması gereken kişi" imajını irdeleyen biri olarak hikâyeye dahil oluyor ve onun bastırılmış yönlerine ışık tutuyor. Sevdiği kadın uğruna her yolu mübah gören bir doktor o da. Bu makyavelist tavrı, zamanla fatalizme dönüşüyor; hayatın gerçeklerine yeniltiyor onu. Olgunlaşıyor. Biz de
Buda'da Bir BoşanmaSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 2022698 okunma
Puan vermedi·212 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:56
Bazıları toplumların yazılı ya da yazısız kurallarına A'dan Z'ye kadar uyarken, bazıları kendi isteklerini A'dan Z'ye yaşamayı seçer. A ve Z... Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe, o alfabenin oluşturduğu binlerce kelime ve yüz binlerce cümle vardır. (s. 180-181) Kitabın ana karakteri Ercan ise tam da bu kurallara canı yana yana uyanlardan biri. Ruhunun nerelere uçtuğunu, kalbinin kime ait olduğunu bile bile bedenini başka bir hayatın içine hapsediyor. Uçurumları olan Beren'e koparamadığı görünmez bir bağla bağlı kalırken, hayatının dizginlerini hep başkalarının ellerine bırakmasının sessiz isyanını yaşıyor. Ercan'ı okurken zihnimde Albert Camus'nün Yabancı , Peyami Safa'nın Matmazel Noraliya'nın Koltuğu ve Franz Kafka'nın Dönüşüm deki karakterler canlandı. Elbette birebir aynı değiller; daha çok onların günümüz insanına uyarlanmış, modern bir yorumu gibiydi. Toplumsal kurallara uyarken kendi psikolojik dünyasında yavaş yavaş dönüşen Ercan'ın hikâyesinde insan mutlaka kendine ait bir koltuk buluyor. Yazarın dili sade ve akıcı. Buna rağmen öyle cümleler var ki, sanki kendi ruhumun yıllardır susturduğu isyanı kelimelere dökmüş gibi hissettim. "Araf, bazıları için bir mekân değil, bir ömürdür." "Sevmek mi bir lütuf, yoksa sevilmek mi?" "Aslında olmak istediği kişiyle yaşadığı kişi aynı değildir. Bazen kendini tanıyamaz; sanki kendi hayatında başka biri gibi, bir yabancı gibi yürür." "İnsan çoğu zaman hakikati bilir ama onu taşıyacak dili bulamaz. Bildiğini söyleyemez, doğruyu hisseder ama başka kelimelerle konuşur." Bu kitap benim için yalnızca iki kadın bir adam hikâyesi değildi. Toplumsal baskının, seçememenin, sonuçlarına katlanmanın ve insanın kendi hayatında bile bazen bir yabancıya dönüşmesinin romanıydı. "İlk romanında Ercan gibi katmanlı bir karakter inşa etmek cesaret
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202635 okunma
Taş Kağıt Makas
8/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:24
Taş Kâğıt Makas beklentimin biraz altında kalan bir okuma oldu. Kitaba büyük bir ters köşe beklentisiyle başladım ama ilerledikçe bazı yerlerin fazla uzatıldığını, bazı olayların da şaşırtmak için biraz zorlama kurgulandığını hissettim. Adam ve Amelia’nın evliliğindeki sorunlar, geçmişe dair saklananlar ve mektuplar kitabın merak unsurunu taşıyor; fakat ben karakterlerle çok güçlü bir bağ kuramadım. Bu yüzden finalde gelen açıklamalar beni şaşırtsa da tam anlamıyla sarsmadı. Kitabın atmosferi, soğuk ve kapalı mekân hissi başarılıydı; ama benim için bu, hikâyenin eksik kalan taraflarını kapatmaya yetmedi. Kısacası okunur mu, evet okunur. Ama ben Sessiz Hasta kadar etkileyici bulmadım. Bende “vay be” dedirten bir iz bırakmadı; daha çok “güzel başladı ama biraz fazla zorlandı” hissi bıraktı.
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,7bin okunma