"Cığır adamı çəkir, bilmirsən, niyə. İnsan elə yaradılıb, özü yeni bir yol açmağa ərinir, qorxur. Gedilmiş yolu tutmaq, uzaq da olsa, daha rahatdır..."
“El kapısı nedir bilir misiniz? Bilmezsiniz. Allah kimseyi el kapılarına düşürüp, el adamına avuç açtırmasın. El adamı gavurdan beterdir. Hele sizin gibi, kendi malında büyüyüp yetişmiş kendi babasından anasından başkasına avuç açmaya alışmamış insanlar tövbe dayanamazlar el kapısına. El kapısının zulmü, eziyeti vardır!”
(Bir köşede Yaşlı Kadınlar bağdaş kurmuş, iki yana sallanıp durmakta ve bir yandan büyükçe bir kazan kaynatarak, kazanı karıştırmaktadırlar. Sonra yaşlı bir adama bembeyaz bir kefen giydirirler, adam kefeni giymek istemez, diretir, sonra giyer. Yaşlı Kadınlar, kefenin üzerine kırmızı boya çalarlar. Adamın başı düşer, kolları gerilmiş gibi açık kalır iki yanında. Bir süre adamı ölü olarak gezdirirler, sonra kefeni çıkarıp ateşe atarlar. Kefen ateşe atılınca adam yerinden fırlayıp, ateşin çevresini dönmeye başlar. Genç kızlar, adam dönerken el çırparlar.
(Daireler giderek daralır. Mırıltılar, ayin duaları, iniltiler yükselir. Daire giderek küçülmüş yalnızca adam boyu ateş kalmıştır ortada. Daire en daraldığında, ve bir ateş, ve bir de çevresine kilitlenmiş kalabalık kalınca ortalıkta:)
EZİDİLER- Cümle kötülükler bu daireye hapsolsun!
Cümle kötülükler bu ateşte yansın, yok olsun!
Arap toplumu için şiir her şeydir. Muhataplarını böylesine caydıran bu iddia, gerçekten şair bir topluma yönelmişti.
Lesley Hazleton: "Şairler, Batıllara göre ne kadar sıra dışı görünseler de yedinci yüzyıl Arabistan'ında Rock yıldızları gibiydiler. Ünleri yalnızca yazdıkları ağıtlar ve mersiyelerden gelmiyordu."
Montgomery Watt: "Bize garip görünse de şairler, yakın dönemlerde basının yerine getirdiğinden çok da farklı olmayan bir işlevi yerine getiriyordu."
Goldziher: "Şair olmak Arap anlayışına göre kâmil insanın sahip olması gereken hasletlerdendir. Yani o, kabilesinin övgüye layık geleneğini bilendir."
Goldziher, başka bir yerde şunları kaydetmektedir: "Şairin kabiliyetinin, sanat noktayı nazarından değil de başka bir bakış açısından kavrandığı görülmektedir. Birçok amilin de işaret ettiği gibi, bu kabiliyetin tabiatüstü şeylerle irtibatlı olduğu kanaati, Araplar arasında mevcuttur. Şairin, aynı zamanda hem kuşlarla istikbal okuyan ve hem de su kaynaklarını bilen bir kimse olması mânidardır."
Armstrong: "Arap yarımadasında bir şair, başka toplumlarda kabilelerin ve kâhinlerin fonksiyonlarını gerçekleştirirdi. Kendilerini kabilenin umutlarına ve arzularına açar, insanlar onların sözlerini duyduklarında, bunların kendi duyguları olduğunu hissederdi. Dolayısıyla şairlerin, Arap dünyasının politik ve sosyal alanlarında büyük önemi vardı."
Yani Arap cahiliyesi de diğer cahiliyelerde sıkça görüldüğü üzere, şiire olağanüstü bir anlam atfediliyordu. Şairlerin, tanrılarla diyalog hâlinde olduğu düşünülüyordu. Bu yüzden de şiire rağbet oldukça yüksekti.
Goldziher: "Keza, harp etmek istenilen düşmanlara karşı hicviye söylemek için -zaman zaman pek yüksek bir ücretle- yabancı kabilelerden şair tutmak, bir âdet hâlindeydi."
Goldziher başka bir yerde şunları
Entelektüel sapkınlıklarıyla ve dünyanın diğer bütün kıtalarına karşı hissettikleri korku ve nefret kokteyli duygularıyla, son olarak da yeryüzünün görüp görebileceği en salak turistleri olma unvanlarıyla Avrupa halkı kendini öldürmek ya da öldürtmek için bütün nedenlere sahiptir. Sosyal devlet dedikleri, bana kalırsa Gestapo düzeninden başka bir şey olmayan sistemleri, sokakta biri düştüğünde ambulans gelene kadar, yerde yatanın kendileri olmadığı için şükretmelerinden ibarettir. Arap hiçbir sakınca görmeden hiç tanımadığı, kendinden geçmiş yerde yatan bir adamı sırtlayıp en yakın hastaneye koştururken Avrupa insanı aynı adama, adını yeni öğrendiği bininci mikrobu kapmamak için bir metreden fazla yaklaşamaz bile. Çünkü Avrupalının altına yapacak kadar korkması için bir şeyin ismini bilmesi yeter. İsimsiz canavarlar sadece Arap'ı korkutur. Herkesin kendine göre bir paranoyası var. İklimden, saç renklerinden, el parmakları uzunluğundan ya da her neden kaynaklanıyorsa! Herkesin tercih ettiği bir ölüm var...
“Romalılar, Yahudilerin sahip olduğu en kutsal şeye el koyacak kadar cüretkârlardı: Tapınaklarında biriktirdikleri altınlar. Şimdi olduğu gibi o zaman da para onların tanrısıydı. Şam yolculuğu sırasında Aziz Paulus; tüm insanların tek bir tanrı önünde eşit olduğu öğretisini hâkim kılarak ve ilahi bir vahiyle edindiğini iddia ettiği kişisel fikirlerini kanunların erişemeyeceği bir yere konumlandırarak Roma devletini bozguna uğratabileceğini fark etti. Üstelik bir adamı tek tanrının dünya üzerindeki temsilcisi olarak insanlara kabul ettirirseniz o adam, sonsuz bir güce sahip olur.”