Ayn Rand’ın "Hayatın Kaynağı" adlı eseri, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirme arzusunu, hiçbir dış etkiyle kirlenmeyen bir idealizmle betimlemiş. Benim gözümde bu özelliğiyle kitap; yalnızca bir roman değil, adeta bir manifesto niteliğinde. Bireyin, toplumun homojenleştirici baskısına karşı kendi içinden yükselen ateşle var olma çabasının edebi hali diyebiliriz bir nevi.
Kitabın merkezinde yer alan mimar Howard Roark, bir karakter olmaktan çok öte, başlı başına bir felsefeyi simgeliyor. Onun varlığı, tıpkı inşa ettiği yapılar gibi; sıradanlığa, geleneğe ve başkalarının onayına dayalı bir hayata karşı meydan okuyan, yalın ama sert dikey bir çizgi.
Roark, bireyin kutsallığını simgelerken, onun karşıt karakteri olan Peter Keating ise toplumsal onayın gölgesinde solan bir figür olarak işlenmiş. Keating’in yükselişi, başkalarının beklentileriyle şekillenen bir boşlukta gerçekleşirken, Roark’ın düşüşleri kendi iç yasalarına sadık kalmanın bedeli. Ancak Rand, bu bedeli bir lütuf gibi işliyor; çünkü Rand'a göre özden ödün vermek, bir insanın kendi mimarisini yıkması demektir. Bu da hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şeydir.
Roman tüm diğer karakterleriyle de ayrı bir hikaye anlatıyor bize. Kitabı bu kadar beğenmemde bu geniş karakter işlemesinin de çok etkisi oldu. Peter'ın annesinin boğucu bir çeper gibi etrafı saran sevgisi, Katie'nin masumiyeti ve kırılganlığı, Toohey'in kalabalıklar üzerindeki şekilsiz ama güçlü gölgesi, Gail Wynand ve nicesi...hepsinin altında yatan ayrı bir düşünce vardı ve bu karakterlerin roman boyu çizgisinden sapmayıp sayfalar boyu aynı fikri temsil edişi çok başarılıydı. Karakterlerin görüşlerini savunurken karşılıklı konuşmalarını soluksuz okudum resmen. Toohey'in Peter ile yaptığı konuşmalar, Roark'ın Peter ile konuşmaları ve