“Elbette ki, hayat yapılan işlerin niceliğiyle ölçülürse, daha az yaşanıyor, ama daha iyi bir hayat sürülüyordu. Şaheserleri hayranlıkla seyretmenin yarattığı soylu duygular ruhu zenginleştiriyor, sanat arkadan atlı kovalıyormuş gibi yapılmıyordu.”
“Değişimin temeli cesarettir ve bizim kimyasal tasarımımızda değişmek var bu yüzden yarın uyandığınızda kendinize söz verin kendinizi tutmak yok. Neyi başarıp başaramayacağınınız konusunda başkalarının fikirlerine tabi olmak yok. Yeteneklerinizin kış uykusuna yatmasına izin vermeyin, hanımlar. Kendi geleceğinizi tasarlayın. Bugün eve gittiğinizde ben neyi değiştireceğim diye sorun kendinize. Sonra da işe koyulun.”
Ben neyi deneyimlemek istiyorsam o olduğumda, yaşama onu sunduğumda, bir sonraki anda yaşam da daha çok o olacak. Bir adım, bir adım daha derken tam da istediğim gibi bir yaşam beni kucaklayacak.
Yaşam, bir seyir esasında. Peki, seyir eden misin, seyreden mi? İnsan, her ikisi de! Bu boyutta seyir edebilen bir araca, tasarıma sahibim. Bu araç ile bir yandan da olanı seyrederek dilediğim gibi bir deneyime dönüştürebiliyorum. Ben kimim? Ben bilincim. Muhteşem insan oluşunun yapısı işte bu.
Varoluşunu gerekçelendiriyordu ki hayat zaten bundan ibaretti çünkü hayat yapmak için yaratıldığı şeyi sonuna kadar gerçekleştirdiği takdirde zirveye ulaşırdı.