Son olarak, elinizdeki kitabın başlığını açıklamak gereklidir: "Atlas" kelimesi fizikî, ziraî, şehre ait, siyasî, iktisadî ve askerî türden coğrafi özellikleri gösteren bir kitabı işaret eder. Bununla beraber, kültürel coğrafya hâlen gençlik çağında olup, kültürel olguların elle tutulur, gözle görünür şekle dönüştürme yöntemleri tam olarak tesbit edilmiş ve mükemmel hâle getirilmiş olmaktan çok uzaktır. Kültürel bilgiyi haritalayarak bütünü oluşturan malzemelerin karmaşıklığı ve çeşitliliği ve onların gelişmesini etkileyen faktörler nedeniyle zor bir iştir. Böyle iddialı bir görevin tehlikelerini idrak ederek, İslâm kültür ve medeniyetine dair kapsamlı bir "Atlas" ortaya koymaya teşebbüs ettik. "Atlas" özel bir konuda görsel amaçla sunulmuş bir bilgi kitabı olarak da kullanılabilir. Dolayısıyla kitabın başlığı daha da yerinde kullanılmış bir başlık olduğunu kanıtlamaktadır. Zira bu "Atlas"da İslâm kültür ve medeniyetine dair tablolar, grafikler, kronolojiler, şekil ve fotoğraflar içeren zengin bir bilgi hazinesi dâhil edilmiştir.
Tabiatıyla bu çalışma, genel olarak "ilk" eser olmayı etkileyen noksanlıklardan muaf değildir. Fakat ümit ediyoruz ki bu eser, İslâm'ın ve onun hâsıl ettiği kültür ve medeniyetin daha iyi anlaşılmasına yol açacak ve başkalarını da bu görevi mükemmel bir şekilde tamamlamaya teşvik edecektir. s-11
Aramıza uzanarak tek elle penisini avuçladı ve kayganlığımdan genişleyen vajinamı sıvazladı. İç çektim ve gözleri karardı; kadınlığımın doymak bilmez girişine yerleşirken yanakları kızarmıştı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Başkalarına üstüne olduklarını hissetmek, onlardan farklı yerlere vardıklarını elle tutulur bir biçimde görebilmek için kurbanlar seçtiklerini gördüm. En zavallı insanlardan kurbanlar buluyorlardı; ne dünyanın ne de ahiretin farkında olmayan ve bir ekmek parası için ezilmişliklerini satan insanlardan yararlanıyorlardı, onları kötü ruhlar sayarak cezalandırıyorlardı. Neden kurban edildiklerini bilmeyenleri, kötülüğün yeryüzündeki temsilcileri olarak görüyorlardı. Irmak kıyılarında, karanlık mağaraların serinliğinde parçalıyorlardı onları. Sakatlar, deliler ve ne yaptıklarını bilmeyenler, fakir ailelerine birkaç kuruş sağlamak için, kötülük sembolü olarak yerlerde sürükleniyordu. Iyiliğin hissedilmesi için Bilerek ya da bilmeyerek kötülük ediliyordu. Tıpkı bana yapıldığı gibi. Öldürülecekleri daha baştan bilinen zayıflar, kısa süre için krallar gibi ağırlanıyordu; sanki bilmiyormuşçasına saygı gösteriliyordu onlara.
Sanki kavranması zor, kelimeleri sığdıılması olanaksız gerçeğin bütün parçaları birleşti, bütün her şey birbirine bağlı tek ve aynı oluverdi; dünyanın katı düzeni somut, elle tutulur bir biçimde büründü.
Saçma sapan propaganda formüllerini tekrarlamadan önce Allah aşkına beş dakika düşün. Akla mantığa sığan bir tarafı var mı?
Bir taraf tam teşekküllü orduya ve bin yıllık muharebe geleneğine sahip. Polisiyle, jandarmasıyla, yasasıyla, mahkemesiyle koskoca devlet teşkilatı elinde. Ayrıca icabında yağma vaadiyle harekete geçirilecek mal-mülkten yoksun büyük bir başıbozuk kitlesi var. Her yerde bire beş, bire altı gibi bir oranla çoğunlukta. En kabadayısı Van vilayetinde Ermeni sayısı bilemedin yüzde otuz.
Öbür taraf büyük çoğunluğu tarımla ve esnaflıkla uğraşan bir azınlık, misillemeye karşı en ufak bir savunmaları yok, silah taşımaları bin yıldan beri kanunen yasak. 1895'te memleketin her yanında köyleri ve işyerleri basılmış, on binlercesi öldürülmüş, gıklarını çıkartamamışlar. Sınırdan eşek sırtında sokulan silahlarla, okulun müstahdem odasında gece vakti toplanan derneklerle direniş örgütlemeye çalışıyorlar.
Manyak mı bu adamlar ki gidip sivil Türkleri kessinler?
Evet silahlanmışlar. 1895'teki gibi koyun gibi boğazlanmamak için direniş teşkilatı kurmuşlar.
Evet şiddet kullanmışlar. Devrimci örgütler dünyanın her yerinde ne yaparsa onu yapmışlar. Erzurum'da valiliğe bomba koymuşlar, birkaç yerde jandarma vurmuşlar, asker ve polisle işbirliği yaptığına inanılan (Türk ve Ermeni) kişileri öldürmüşler. Zeytun ve Sason'da devlet güçlerine karşı yıllarca gerilla mücadelesi vermişler. Devlet gözüyle bakarsan buna haydutluk denir. Öbür yandan bakarsan savunma denir, delikanlılık denir, onur mücadelesi denir. Ama mukatele (karşılıklı katliam) denmez.
1915'ten önce Ermenilerin Türklere toplu kıyım yaptığına dair elle tutulur bir tane iddia yoktur. Ümit Özdağ ve benzerlerinin ortaya saçtığı çarşaf çarşaf hezeyannameleri dikkatle oku. 1915 öncesine dair tek bir