Müslümanlar esirleri kendileri ile Medine’ye götürme hazırlıklarına girişince, Mus’ab; bir de baktı ki ensârdan Müdlic b. Nadha’nın elinde abisi Ebû’l- Aziz b. Umeyr var. Hemen koştu Müdlic’in yanına ve ona dedi ki: “Ey Müdlic! Esirini sıkı bağla, onun annesi, Mekke’nin en zengin kadınlarından biridir. Senin esirin çok iyi para eder.” Ebû’l-Aziz; öz kardeşi Mus’ab’ın bu sözlerini duyunca şok olur: “Ey Mus’ab! İnsan öz kardeşine bunu yapar mı?” der. Mus’ab’ın verdiği cevap çok manidardır: “Benim kardeşim, sen değil; seni bağlayan şu Medinelidir. Bizi kardeş yapan, aynı anadan, aynı babadan olmamız değil; aynı Allah’a ve aynı Peygamber’e inanmamızdır.”
Osmanlı İmparatorluğu savaşa 1914 Ekim’inin sonunda girdi, ama Osmanlılar, İngilizler ve Fransızlar öngörülen mücadele için Araplar arasından müttefikler ayarlamak için zaten yoğun bir aktivite içerisindeydiler. İngilizler Osmanlı sultanı/halifesinin cihat çağrısının kendi imparatorluğundaki Müslüman tebaanın üzerindeki olası etkileri konusunda özellikle endişe duyuyorlardı. Bu olasılığın önüne geçmek için, Osmanlı hanedanına rakip halife olabilecek çeşitli önde gelen kişilerle temasa geçmeye çalıştılar. Bu rol için en ciddi rakip hem İngiliz hem de Osmanlı yetkilileri tarafından desteği elde edilmeye çalışılan Mekkeli Şerif Hüseyin idi. Hüseyin hayatının çoğunu İstanbul’da geçirmişti ama Osmanlıların Yemen’de güç kullanmalarına karşı olduğunu da beyan etmişti. Bu nedenle hem Osmanlı hem de İngiliz yetkilileri savaş çıkması durumunda onun hangi tarafı destekleyeceğinden emin değillerdi.
Bazen düşüncelerini birine söylemek ister doğru mu yanlış mı diye ama kimsesi yoktur işte. Bir şey görünce bile onu gördüğünden tam emin olamaz gösterecek kimsesi olmadığından. Yanındakine dönüp 'Gördün mü sen de?' diye soramaz.