Başını arkaya yasladı ve gözlerini yumdu;
nasıl ki ağlamaklı bir çocuk ,bütün kederini yaşlarla bulanmış , göz bebeklerine sızan güneş ışığını izleyerek unutur. Martin de hastalığını, Ruth'un varlığını, her şeyi göz kapaklarının ardında bir şekle bürünerek güneş ışığıyla dolu devasa yeşillikleri izleyerek unuttu.
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin
Ben o kahraman olmayı seçtim, başaramadınız .
Canımı yaktınız, can yakmayı düşünmedim.
Hakkımı yediniz , intikam almayı düşünmedim.
Sevginizi esirgediniz nefret dolu bir insana dönüşmedim.
Siz kendi kötülüğünüzde, kendi karanlığınızda boğulmayı seçmiş olabilirsiniz ama ben böyleyim beni değistiremezsiniz.
“Yapayalnızım, beni ısıtacak hiçbir sevgi yok, bir yeraltı zindanındaymışım gibi üşüyorum, yazdıklarım da soğuk, yavan, bulanık...”
*Anton Çehov, Martı