Kapalıçarşı
7/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 14:04
Kapalıçarşı sadece alışverişlerin yapıldığı, mal alınıp-satıldığı, yerli ve yabancı turistlerin gelip görüp döndükleri bir çarşı değil, bizim İstanbul’umuzun tarihinin hem en yakından tanığı hem de bizzat kendisidir. Bu yüzden Kapalıçarşı kitabı sadece ismi itibari ile bile dikkatimi çekmişti. Fakat kitap doğrudan bir Kapalıçarşı’nın tarihini anlatan bir kitap mı derseniz, hem öyle hem değil. Kapalıçarşı’nın tarihini ve dolayısıyla bizim tarihimizi birtakım gerçekler ve bir takım hayal ürünü mahsullerle harmanlıyor ve siz okurken neyin gerçek neyin hayal olduğunu bir süre sonra ayırt edemiyorsunuz ama endişelenmeyin yazarımız, hangi noktaların gerçek olmadığını net bir şekilde belirtiyor ve bizleri her okuduğunuza inanmayın diye uyarmayı ihmal de etmiyor :) Kitapta çok fazla karakter ve her bir karakterin kendine has bir hikayesi var. Başlarda kim kimdi, bunun ana hikayemizle ne ilgisi var gibi sorularla kafanız karışacaktır. Ama unutmayın ki sular dalgalanmadan durulmaz ki yazarımız da tüm karakterlerin hikayesini birbirine ustalıkla bağlamayı başarıyor. Hristo Efendi, Danyal, Civan, Pir, Baba İlyas gibi şahsına münhasır karakterleri okurken çok keyif alacağınızdan eminim :) Mizahi bir dille Kapalıçarşı’nın hikayesini yani İstanbul’umuzun hikayesini veya insanlığımızın hikayesini dinlemek isterseniz mutlaka bu kitabı okumalısınız. Kitaptan sevdiğim alıntılar ile incelemeyi bitirecek olursam: "Oysa iyilik ve mutluluk insanın kalbinde. senin ve karşındakinin kalbindedir. Durup hayattan keyif almak yerine, acıya ve kör bir inatla boş işlere tutunacaklar. Kendilerine ve birbirlerine ihanet edecekler. Gerçeğe ihanet edecekler." "İnsanın içinde iyilik hep var olacaktır. Kötülüğün hep var olması gibi." "Ömrümü insanlar doğruya yönelsin, güzellikle yaşasın, birbirlerine
KapalıçarşıFuat Sevimay · Hep Kitap · 2017537 okunma
7/10
·144 syf.··
2026 2. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 23:28
İsmi ne de karamsar duran bir kitap değil mi? Halbuki okurken karanlığın içindeki ışığın yayılışına sayfa sayfa şahit olduğunuz ve ışığın içindeki karanlıkla yüzleştiğiniz bir kitap… Kitabı kısaca özetleyecek olursak; anne baba tuvache ve üç çocukları kitabın ismi de olan intihar dükkanı nın sahibiler. Bu dükkana bir kez gelenin bir daha gelmediği ile övünen aile yıllardır zehirli otlar, silahlar, zehirli şekerlemeler(çocuklar için), harakiri kılıçları, insanların kendini asması için ipler gibi çeşit çeşit intihar malzemeleri satıyorlar. Ailenin en küçük çocuğu olan Alan bütün bu mutsuz karamsar tabiri caizse ölüm kokan ailenin içinde bataklıkta açan bir çiçek gibi tüm gülergüzü ile büyüyor. Alan büyüdükçe aile onlara benzemediğini fark edip ne kadar söylenseler ne kadar ceza verseler de Alan iyimserliğinden vazgeçmiyor asla. Bir gün babası çok sinirlenip onu ceza olarak Monoko’ya intihar komandosu eğitimi almaya gönderiyor. Bu eğitimdeki insanların da üstesinden gülergüzlülüğü ile gelen Alan en sonunda ailesinin yanına geri gönderiliyor. Bu süreçte ailesine yazdığı bi kaç cümle mektuptan dolayı bu incelemeyi yapmak istedim aslında. “Anneciğim babacığım sizi seviyorum… Benim için endişelenmeyin.Kesinlikle her şey iyi olacak “ ( bu mektubu okuyan ailenin dedikleri ise ‘ah o ezeli ve ebedi iyimser, ah o kızıl şeytan!’)(aslında aile Alan’ın bu kadar iyimser olmasını kaldıramıyor ama özlemeye de başlıyorlar yavaş yavaş) Kitabın devamında da Alan ı özleyen ailesi Alan ın dönmesiyle beraber onun saçtığı pozitiflikten nasibini alıyor. Baba tuvache hastayken aile ölüm beni ırgalamaz olan toptancısını bile değiştirip dükkanlarına gülmekten katılmak’tan alıyor mallarını. Öyle bir değişim işte siz düşünün… Evet biz Alan ın bu basit bir iki cümlesinin neden bana inceleme
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,7bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·216 syf.··
2026 30. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mart 2026 17:03
“Katalin Sokağı” ile Magda Szabo’nun dilimize çevrilen tüm yetişkin romanlarını okumuş oldum. “İza’nın Şarkısı” ile başlayan serüvenim “Kapı” ve “Yavru Ceylan” ile devam etti ve sanki ben her kitapta Szabo’yu daha çok sevdim, bunda son okunan kitabın etkisinin daha canlı hissedilmesinin de payı olabilir elbette. Hepsi çok iyi romanlardı ama sanki bu kitap da bir başka etkiledi beni. Budapeşte’de Katalin Sokağı’nda yan yana evlerde oturan üç ailenin yaklaşık yarım asırlık hikayesi kitap kabaca. Szabo, hafızaya ve hatırlama biçiminize dair kısacık bir girişle açıyor romanı ve aslında romanın kalanını neden mekanlara ve anlara bölerek anlattığını izah ediyor bir yerde bu girişle. Ardından biraz kafa karıştırıcı bir kısa bölüm var; bu bölümde Katalin Sokağı sakinlerinin nihai evlerini ya da sonlarını anlatıyor bize Szabo. Hikayeye sondan başlıyor bir yerde, o nedenle biraz kafa karıştırıcı olabilir, endişelenmeyin, devam edin zira sonunda hem her şey yerli yerine oturacak hem de yazardan, onun tarzından hiç beklemeyeceğiniz bir sürprizle karşılaşacaksınız. Bu bölümden sonra, kronolojik sıralı olarak, farklı tarihlerden belirli anlarla hikayeyi anlatıyor Szabo. Bu üç ailenin hikayesi tabii ki toplumsal ve siyasi olaylardan nasibini alıyor. Üç komşu ailenin Avrupa tarihin en kanlı zamanlarından birindeki hikayesi kitap her şeyden önce, bu bile başlı başına etkileyici kılıyor romanı. Szabo’nun muhteşem karakter tahlilleri, sade diliyle insanın içine işleyen cümleleri var yine bu kitapta da. Ancak kitap, bunlardan çok daha fazlası ve beni yakaladığı yer de başka: Çocukluğa, çocukluğumuza dönme çabamıza, onu her yerde ve her şeyde arayışımıza, bu uğurda ardına düştüğümüz nesne ve kişilere dair öyle gerçek, öyle dokunaklı bir şeyler anlatıyor ki Szabo, içim sızladı okurken.
Katalin SokağıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 2016804 okunma
10/10
·352 syf.·
2026 1. kitabı
"Okuyucu romanımın tek bir cümlesini atlasa, bir şey anlamayacaktır ama gene de, satır atlamayan okuyucu var mıdır?" Tam da böyle romanlar yazıyor canım Kundera, tek bir satırı atlasak hikâyeyi bir yerinden kaçırabiliriz ki bırakın tek bir satırı atlamayı her satırı tekrar tekrar okumak istiyorum Kundera okurken. Vefat ettiğinde 'geride bıraktığı eserlerle ölümsüzlüğü buldu Milan Kundera' demiştim, Ölümsüzlük'te de bunu irdeliyor Kundera, her yönüyle: öldüğümüzde bunu bilmediğimiz gibi ölümsüzlüğümüzü de bilemeyiz fakat ölümsüz kalmak için neler bırakırız geride ya da bunu neden yaparız? Profesör Avenarius'u beklerken -ki bekleyen de Kundera'nın anlatıcı olarak seçtiği Kundera'dır- Agnès adlı yaşı da biraz ilerlemiş bir kadının el hareketinden yola çıkarak tahayyül ettiği kurguyu anlatmaya başlıyor anlatıcı. Kundera'nın alışık olduğumuz çoklu karakter ve çok yapılı kurgusuyla karşılaşıyoruz sayfalar ilerledikçe, endişelenmeyin bir noktada hepsi muazzam bir çerçevede birleşiyor. Agnès, kocası Paul, kız kardeşi Laura'yla başlayan anlatımda Hemingway, Goethe, Kundera, ...'ya çıkıyor yolumuz, kitabın/kurgunun bir karakteri olarak. Aşk, sevgi, cinsellik, yaş alma, bellek, kadınlık ve erkeklik, politika, din gibi Kundera'nın her daim değindiği konuların yanında (her kitabında farklı bir kurguyla çeşitlendiriyor bunu) ölüm ve ölümsüzlük üzerine de tam da benim düşündüklerimi -bence- kendine özgü bir kurguyla dile getiriyor Kundera: Ölümsüzlük için herkes tarafından tanınmak mı gerekir? Her insan kendi çevresinde ölümsüz değil midir?
ÖlümsüzlükMilan Kundera · Can Yayınları · 2024636 okunma
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 24 Ocak 2026 23:18
Selamlar bu sefer Beyaz Zambaklar Ülkesinde incelemesiyle geldim. Benim bu kitabı okuma sebebim Atatürk'ün tavsiye ettigi bir kitap olmasıydı ve okuduğumda neden tavsiye ettiğini anlayabildim. Kitap 1917'ye kadar hiçbir zaman bağımsız yaşayamamış bir devlet olan Finlandiya'nın günümüzdeki konumuna gelmek için neler yaptığını ve nasıl ilerlediklerini anlatıyor. Ama endişelenmeyin yazım dili karmaşık değil ve sayfa sayısı da az olduğundan okuması gayet kolay bir kitap. Türkçe'ye ilk kez 1928 yılında çevrilmiş ve bundan yaklaşık yüz yıl sonra bile geçerliliğini koruyor. "Ülkemizde bir şeyler değişir mi?" ya da "Nasıl değişecek, ne yapacağız?" diye düşünen tüm gençlere benim de tavsiyemdir. En azından geçmişten bir örnek görmek insana umut veriyor. Okuyacak olanlara iyi okumalar dilerim.
1000Kitap
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025124,8bin okunma
Puslu Kıtalar Atlası üzerine
9/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
47 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 13:55
Bu romanı bitirdiğimde hissettiğim ilk şey şaşkınlıktı. İçinde düş var, gerçek var, ama ikisi de birbirinden ayrılmamış; aynı bardaktan içilmiş ve birbirine karışmış gibi. Bölümler ilerledikçe sürekli “Bu karakter, bu olay şimdi nereden çıktı?” dedim. Çünkü her yeni hikâye sanki bambaşka bir kapı açıyordu. Fakat romanın sihri tam da burada: Anar, ilk bakışta birbiriyle alakasız görünen tüm karakterleri ve olayları, aynı mekanlarda ve birbirine değen zamanlarda öyle ustaca kesiştiriyor ki, romanın sonuna doğru sis yavaşça kalkıyor ve atlas tamamlanıyor. O “Ha!” anı geldiğinde fark ettim ki, parçalı görünen her şey aslında büyük resmin bir parçasıymış. 17. yüzyıl Osmanlı’sında geçen bu roman, okuru bir keşif yolculuğuna çıkarıyor; fakat bu yolculuk ne atla, ne gemiyle, ne de yaya yapılıyor. Burada coğrafya yollarla değil, düşlerle aşılıyor; gerçek ile düş aynı tasın içinde eriyip karışmış gibi. Romanın merkezinde Uzun İhsan Efendi var: atlas yazmak isteyen bir baba. Ama bunu gezerek değil, rüyalar yoluyla yapmak istiyor. Dış dünyaya çıkıp maceralara atılmak yerine, “Ne gerek var?” diyor ve o maceraları düşlerinde oğlu Bünyamin’e yaşatıyor. Bir süre sonra baba ile oğulun sınırları siliniyor; sanki kendi yaşamak isteyip cesaret edemediklerini oğluna devrediyor, atlası onun üzerinden çizdiriyor. Bu baba–oğul aktarımını okurken çok güçlü bir metaforun içinde olduğumu hissettim. Kurgusunun mükemmelliği bir yana dursun, diline gelirsek: ağır, kelimeler eski, bazen sözlük gibi… İçinde eski meslekler, unvanlar, denizcilik terimleri, felsefi göndermeler, simyacıların uğultusu… Bilinmeyen kelimeler romanın sisi, ama bu romanın kusuru değil, sisli atmosferinin bilinçli bir parçası. Ben de ilk okumamda bu sisi çok hızlı geçmeye çalıştım. Yeni anne olmuştum; bebeğimle
Roman
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,8bin okunma