İki üç gündür haberlerin ilk gündem maddesi kar yağışı oldu. Karda mahsur kalanlar, trafik çilesi, evlerine ulaşmaya çalışanlar, meydana gelen kazalar vb.
Sizce de garip değil mi? Yeryüzündeki insanları bu derece ilgilendiren tüm bu tabiat olayları, kar, yağmur, dolu, rüzgâr vb. hepsi ama hepsi üzerinde yaşadığımız yer yüzü ile onun beş on kilometre yukarısı arasında oluyor. Daha ötede hiçbir şey yok.
Şu karlı havada uçağa binip de bulutları geçtiğinizde ne kar var ne yağmur. Ne rüzgâr var, ne fırtına. Eğer gündüz ise her taraf güneş, gece ise her taraf yıldız.
Uçakta bulutların üzerinde güneşin altında seyrederken aşağıda insanların kar ve yağmur altında olduğunu düşünmek insanı tuhaf duygular içine sokuyor.
Hayatımızı da buna benzetiyorum.
Toprağın üzerinde iken kimimiz zengin, kimimiz fakir. Kimimiz âmir, kimimiz memur. Kimimiz sağlam, kimimiz hasta. Sonra bir gün toprağın altına giriyorsun orada ne zengin var, ne fakir. Ne hasta var, ne sağlam. Ne âmir var, ne memur.
Bizleri bulutların ötesine götüren bir uçak olduğu gibi bir gün toprağın altına götürecek bir tabut da olacak.
Şu bir gerçek ki “toprağın üzerine” yatırım yaptığımız kadar “toprağın altını” düşünmüyoruz. Yer üstünü mamur etmek için çalışırken yer altını viran edebiliyoruz.
Geçici rahat için “ortopedik yataklar”, “ortopedik yastıklar” alıyoruz da kabirde nasıl yatacağımızı pek düşünmüyoruz.
Allah Resûlü (s.a.v.)’nün kulaklara küpe olması gereken şu sözünü çok çabuk unutuyoruz:
“Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz / ahmak kişi ise arzularının peşine takılıp sonra da Allah’tan temennilerde bulunandır.”
(Tirmizî, Sıfatü’l-kıyame, 25; İbn Mâce, Zühd, 31)
Rabbimiz uçup göçmeden ibret almayı nasip eylesin.
(Soner Duman/22.Cemâziyelâhir.1443/25.Ocak.2022/Salı)