Uzun Hikaye'den sonra okuyacağım kitabın güzel olması için kararsızlık içerisindeyken annem, al bunu oku, dedi ben de ne de olsa karar verememişken hiç değilse okuyum ince bir kitap diye başladım ama keşke güzel seçim yapmak için hiç zahmete girmeseymişim bu kadar hayal kırıklığı içerisinde bu cümleleri yazıyor olmazdım.
200 sayfa boyunca 16 yaşındaki bir oğlanın okuldan atılmasıyla birlikte bir-bir buçuk günü anlatılıyor. 16 yaşındaki bu oğlanımız bir ergen ve her duygusunu zirvede yaşıyor. Şikayetleri, sitemleri, nefreti o kadar çok ki bitmek bilmiyor! Kendisi bu kadar negatif enerji ile doluyken okuyucu olarak beni de çok bunalttı ve bir yerden sonra çocuğa karşı eskisi gibi hoşgörülü ve anlayışlı olamadığımın farkına vardım.
Roman boyunca oğlanın güzel duygulara yeri yoktu. Kardeşinin bitmek bilmeyen ısrarları üzerine sevebileceği bir şey ararken en sonunda, çavdar tarlasında çocukları yakalayabilir tutabilirim, dedi. Sevebileceği tek şeyin bu olması da sanırsam kitap için başlık olarak seçildi. Ah!
İlk başlarda eğlenceli gibi gözüken çocuğun üslubu, sayfa atladıkça oğlanı daha iyi tanımaya başladıkça sıkıcı ve katlanılmaz bir hal alıyor. Her sayfada kendisine uymayan ve kötü biçimde eleştirebilecek bir çok şeyler bulmayı başarıyor.
Benim için oldukça sıkıcı ve de anlamsız bir okuma oldu açıkçası. Bu kadar fazla okunması ve de bu denli göz önünde olan bir kitap olmasını 'abartılmış' diye açıklamaktan başka bir şey yapamıyorum . Uzun zamandır belki de ilk defa bu kadar negatif enerjisi olan ve bu enerjisini her cümleye kusan başka bir karakter okumamıştım. umarım bu son olur.