Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
Düşünmek
İslam, düşünmeyi, insana sürekli olarak bir ödev bilmiştir. Kur'an yüzlerce ayette, bu ödev üzerinde durur. Düşünmeğe çağırır. Işığa koşan bir kelebeğin o telaşlı halinden, geceyi, bir dalgayı yararcasına aşan yarasadaki o radarlı yürüyüşten, baharda gülün birdenbire açılışından, sonbaharda bütün bir tabiatın ölüşünden, evrensel bir kefen gibi varlığı bürüyen kıştan, peygamberleri dinlemediği için zamanın kılıcıyla toza ve küle çevrilen medeniyetlerden, ölümden ve ölüm ötesinden, mezardan, doğumdan ve çocuktan, yeraltından, ayın üstündeki altın tozlara kadar düşünmek, insana Yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir?
Sayfa 32·Kitabı okudu
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yaşamaktan korkmak mı demeliyiz?
...hepimiz yaşamla bağını az ya da çok kaybetmiş, kör topal idare eden insanlarız. Hatta yaşamdan öylesine kopuğuz ki, gerçek "canlı hayata" karşı adeta tiksinti duyuyor, bize hatırlatılmasına dahi katlanamıyoruz. Öyle bir hale gelmişiz ki, gerçek "canlı hayat" bize adeta bir iş, bir ödev gibi görünüyor, onu kitaptan öğrenmeyi yeğliyoruz.
Ah o anneler yok mu :-)
"İnsanın nefret ettiği bir şeyi yapmak zorunda kalması ne zordur değil mi?" "Evet hocam, ödev yapmak bana işkence gibi geliyor ve be her gün o işkenceyi çekmek zorunda kalıyorum. Ailem beni hiç dinlemiyor ki, birkaç defa anneme anlatmak istedim, daha ağzımı açar açmaz Ödevlerini bitirdin mi, dersini yap sonra konuşalım? diye lafi ağzıma tıkadı. Kendimi evde yalnız, sahipsiz, anlaşılmamış, gereksiz biriymişim gibi hissediyorum. Bazen bir eşyadan farksız olduğumu düşünüyorum. Dersler, ödevler, notlar benden daha önemli"
Tanrım,düzgünce ve zekice düşünmeme izin ver;yaşamama,sevmeme ve bütün bunları güzel cümlelerle dile getirmeme izin ver;günün birinde kim olduğumu ve hiç sorgulamaksızın dört yıllık bu yiyecek,gıda,sınav,ödev yığınına neden teslim olduğumu anlamamı sağla.
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Alıntı
Bir okurum yorgun anne sendromunu nasıl atlattığını şöyle anlattı
1. “Çocuk da yaparım kariyer de demedim, ayağıma gelen kariyer tekliflerini reddedip, işimi çocuğuma daha çok vakit ayıracak seviyede tuttum.” 2. “Ev işlerini, yemeği takıntı haline getirmedim. Tabii ki çocuk düzenli ve temiz bir ortamda sağlıklı olur ama ben sürekli temizlik ve yemek yapan ve bu nedenle çocuğuna vakit ayıramayan gergin anne olmak istemedim. Ev işleri için yardım aldım; eşimle bazı sorumlulukları paylaştık.” 3. Mükemmel anne olma takıntımı geride bıraktım ve oğluma da mükemmel olmadığımı, ama onu çok sevdiğimi, onu istemeden üzersem duygularını ifade etmesi gerektiğini anlattım.” 4. Annemden öğrendiğim gereksiz hijyen takıntısını bıraktım; çamurla da oynadık, yerlere de yattık, bol bol doğaya çıktık. Okuldan üzeri kirli geldiğinde onu, ‘Bugün oldukça eğlenmişe benziyorsun,’ diye karşıladım.” 5. Tüm arkadaşlarım, ‘Birinci sınıf korkunç yorucu ve gergin geçiyor, her gün evde ödev kavgası ediyoruz,’ deyince (maalesef eğitim sistemimiz içler acısı) ev almaktan vazgeçip özel okula yazdırdım.” 6. Evde onun annesiyim, öğretmeni değil. Ders konusunda onunla tartışmadım; ödevlerin onun sorumluluğu olduğunu anlattım.” 7. Onu, benim istediğim değil, kendi istediği faaliyetlere yönlendirdim; bir müzik aleti ve bir spor dalı ile ilgilenmek onu daha özgüvenli yaptı.” 8. Oynadık, oynadık, oynadık; karanlık korkusunu aşmak için ona oyuncak bir gece görüş gözlüğü aldım ve tüm ışıkları kapatıp hazine avına çıktık. 9. Program takıntısını bıraktım; şu saatte şunu yemeli, şu aya kadar dışarı çıkmamalı vb. ‘Çocukla seyahate çıkılmaz,’ tabusunu bıraktım; beş günlükten itibaren dağ bayır gezdik. Onun benim devamım değil, ayrı bir kişi olduğunu kabul ettim. Bir gün, ‘Ben üşüdüm, sen de yelek giy,’ deyince, ‘Anne, ben sen değilim,’ dedi. O gün kafama dank etti.” 10. “En