..."Yüzlerine nasıl bakarım?" diye hiç düşünmedin, ama bir insan kendini nasıl bu kadar kandırabilir? Neleri inkâr edip de bunları yapabilir insan? Aklın, kalbin, ruhun, vicdanın hiç mi sızlamaz? Sadece nefsinin hoşuna gitsin diye yaşamak, insanlığa dair midir? İşin acısıda biz bunları düşünüp hassasiyetlerimizi korumak için canla başla mücadele ederken, bizden çok daha genç olanların "Abi boşver, bu memleketin enayisi sen misin? Ahlak, hassasiyet, şeref... Bunlar para etmiyor görmüyor musun?" diye söylenmeleri. Ne tarafa dönsen çukur, nereye dönsen başka bir ölü...
Kısa bir ömür pek çok şeyin ortak kaderidir, fakat sen ebediyen var olacakmış gibi ya her şeyden kaçıyorsun ya da her şeyi kovalıyorsun. Kısa bir süre sonra gözlerini kapatacaksın, sonra bir başkası da seni mezara taşıyan için ağlayacak.
Tohum, tohum olarak kalırsa çürür. Kendi içinde tükenip gider.
Kendinde kalan, kendinde tükenmeye mahkûmdur.
Kendinin ötesini göremeyen, derin bir körlüğün içindedir.
Kendinden başkasını duymayan, amansız bir sağırlığın esaretindedir.
Kendinden başkasını beğenmeyen, dünyadaki tüm güzelliklerden mahrumdur.
Alışkanlıklar sayısız fayda sağlar ama dezavantajları dünya etrafımızda değişirken bile bizi daha önceki düşünme ve hareket etme kalıplarımıza kilitleyebilir. Her şey geçicidir. Hayat sürekli değişir, bu yüzden eski alışkanlık ve inançlarınızın size hala hizmet edip etmedikleri belirli aralıklarla kontrol edilmeli.
Öz farkındalık eksikliği zehirdir. Kafa yorma ve gözden geçirme ise panzehir.