Ama her sabah, gece toplantı olmuş ve ancak iki saat uyumuş bile olsa, saat altıda kalkar ve gayet koyu kahvesini içerken gazetesini okur. Babam her gün kendini böyle oluşturur. “Kendini oluşturur” diyorum, çünkü her seferinde yeni bir yapım olduğu kanısındayım, sanki geceleyin her şey külle dönmüş de sıfırdan başlamak gerekiyormuş gibi. Bizim evrenimizde insan yaşamı böyle yaşanıyor: Yetişkinlik kimliğini sürekli yeniden oluşturmak gerekir; insana umutsuzluk veren ve aynanın karşısına geçip inanmak zorunda kaldığı yalanlar anlatan, gayet kırılgan, bu eğri büğrü ve geçici toparlanmayı sürekli yeniden yaşamak gerekir.
Benim gibi biri sanat eserleriyle dolu biridir ve kafasını paramparça ederek sanat eserlerini paramparça edecek biri bekler durmadan, saygıdeğer beyefendi.
Bizler kendi küçük varlığımızı aşarak içinde bulunduğumuz dönemi ve tarihi, acı tatlı yanlarıyla dolu dolu yaşıyorduk, bizden öncekiler ise kendi içlerinde sınırlı bir yaşam sürmüşlerdi. İşte bunun için bizlerin her biri, hatta bizim kuşağın en önemsizi bile, tarihsel gerçekleri atalarımızın en akıllılarından bin kez daha iyi bilir. Ama bildiklerimizin hiçbiri bize armağan değildi, aksine biz bunun bedelini fazlasıyla ödedik.
Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın,
Gideceğim, sürtüne sürtüne buğdaylara:
Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların,
Yıkasın bırakacağım başımı rüzgâra!
Ne bir şey düşünecek, ne bir lâf edeceğim.
Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi;
Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim,
Mutlu, sanki yanımda bir kadın varmış gibi.
(Orhan Veli çevirisi)