7/10
·592 syf.··
2026 11. kitabı
Deli Neriman abla, gelin Meral, evlat olmayı bile beceremeyen Hayri, ezik Neco, prens Murat, şişko Ferit, kayıp Seher, üçkağıtçı Semih, havai Şule, eczacı Semiha, sekreter Dilara, Öğretmen Onur, aşık Aslı, Reyhan, Dimitri paşa, Stefo,Panos, balıkçı Niko, Eşref dede, Burçak, Tekin ve dahası. Eserdeki karakter sayısının fazlalığına ve kapsadığı zaman dilimine bakınca kitabın hacmime hak verilmeyecek gibi değildi tabi. Ülkemizde yaşanan bir takım kırılma noktalarının kültürel, ekonomik ve toplumsal yansımalarını romandaki kurguya yerleştirmiş yazarımız ve öylesine tutarlı, öylesine ipin ucunu kaçırmadan. -"Özgürlük dediğin 130 katlı bir gökdelenin tepesinde durup aşağı bakmak gibi aşağıdaki karınca büyüklüğündeki arabalar gibi vızır vızır seçenekler geçiyor gözünün önünden, düşmekten o kadar korkuyorsun ki çok uzun bakamıyorsun. Başın dönüyor, nefesin kesiliyor. Korkuluk yok, tutunacak bir yer yok. Ya ayağım kayarsa, kim tutar elimden?BAKAMIYORSUN" (Hükümenoğlu,H.) #hikmethükümenoğlu Bi de tam olarak şu cümleyi yaşam felsefesi yapabilirsek belki tasasız bir hayata sahip oluruz hı? "Karşındakini yargılamayı bırakırsan, "bana zarar verdi" yargısından kurtulursun... "Bana zarar verdi" yargısından kurtulursan zarar dediğin şeyden de kurtulursun." Ayrıca unutmadan Deli deyip geçmeyin, şu eserde Neriman ablaya kulak verin derim!
KörburunHikmet Hükümenoğlu · İthaki Yayınları · 20252,737 okunma
Aktar Hocalar Dükkanı
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 134. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2025 11:41
Sizlerle Türkiye'nin ilk atom mühendisi Ahmed Yüksel Özemre'nin Üsküdar'da Bir Attar Dükkanı eserini paylaşacağım. 1935 yılında Üsküdar doğan yazarımız çocukluğunun geçtiği sokakları, bu sokaklarda yer alan dükkanları ama en önemlisi "Aktar Hocalar" dükkanını öyle güzel anlatmış ki okurken şehrin ruhunu yakalıyorsunuz. Hatırat dalında Türk Yazarlar Birliği tarafından 1998 yılında ödüle layık görülmesi ise ne kadar değerli bir eser olduğunun kanıtı. Bir attar dükkanına "Aktar Hocalar" isminin verilmesi eskinin tabiriyle İstanbullu olmanın bir diğer görünümü. Arapça bir kelime olan attar hoş koku satan kimse demek ve dilimize kolay geldiği için aktar demeyi tercih etmişiz. Tabi kelime değişime uğrarken dükkanda satılan ürünlerde aynı şekilde değişmiş. Öyle ki bugün tuhafiye, hırdavat ve baharatçıdaki pek çok ürün 1950lilerin aktarlarında mevcuttu. Ahmed Beyin babasıyla ilk kez uğradığı "Aktar Hocalar" dükkanında gördüğü ürünleri yazarken ne için kullanıldıklarını yazması beni çokça düşündürdü. Günümüz teknoloji dünyasında birçok ürünün önemi kaybetmesi bizi geçmişin yaşayış biçimi kavramaktan alıkoyuyor aslında. Kelamı fazla uzatmadan hocalar bahsine geçeyim. Dükkanın müdavimleri arasında tasavvuf ehlinden kişiler olduğu için hocalar lakabı almış. Çoğu zaman satış yapılsa da ilmi sohbetlerin yeri bir başkaymış. Eşref Dede diye anılan Eşref Efendi Amca herkesin gönlüde taht kurmuş, hatta Abdülkadir Belhi'nin ilim halkasında bulunmuş bir isim. Lakin onu en çok seven dükkanın sahibi Mustafa Ağabey. Aziz Mahmud Hüdayi'ye gönül vermesi ise onu türbedarlık aşamasına getirmiş. Kendisini farklı isen Türkiye'deki ebru sanatını icra edenlerden ilki olması. Elbette kitapta birçok isim geçmekte, hepsini tanımak isterseniz okumanızı tavsiye ederim. Beni hüzünlendiren üç nesil devam
1000Kitap
Üsküdar'da Bir Attar DükkanıAhmed Yüksel Özemre · Kubbealtı Neşriyatı · 20201,218 okunma
Reklam
Her an eşref saat olabilir. Kulak ver, yüreğini aç, fark et.
10/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2025 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2025 20:14
Şevket Rado’nun “Eşref Saat”i sadece bir kitap değil, sanki bir ömürlük rehber, bir dost sesi, dedemin dizinin dibinde edilen sohbet gibi.Sıcak, samimi bizden... Şevket Rado’nun yazı dili tatlı, içten ve öğretici. Okura yukarıdan bakmadan, yargılamadan, adeta bir çay eşliğinde nasihat eden bir dede gibi. Bazen baba, bazen ağabey, bazen bir halk filozofu oluyor. Kullandığı dil, ne ağır ne de hafif; tam kıvamında, radyo sohbeti tadında. Metinlerin çoğu, Rado’nun İstanbul Radyosu’nda yaptığı sohbetlerin yazıya dökülmüş hali. O yüzden sesini duyar gibi oluyorsun okurken… Bazen güldürüyor, bazen düşündürüyor, bazen de tokadı şefkatle indiriyor. 1. Bireysel Gelişim ve Kişisel Sorumluluk: “Daha İyi Olabilir” “İstemek” “Faydalı Bir İş Görmek Zevki” → Rado, yerinde sayanlardan değil. Kendi imkanların neyse onunla daha iyiye ulaşma derdinde. Bugünün kişisel gelişim kitaplarının dedesi gibi.. 2. İnsan İlişkileri ve Empati: “Tatlı Dil” “Güler Yüz” “Misafirliklerimiz” “Çocukların Ana ve Babalarından Bekledikleri” İnsanları anlamak, zamanı kollamak, empati yapmak… Yani eşref saatleri gözeterek yaşamak. 3. Toplumsal ve Ahlaki Duruş: “Normal İnsan” “Takdir Duygusu” “Kendi Kendimizi Aldatmak” “Şükürler Olsun” Yozlaşmaya, kendini beğenmişliğe, pespayeliğe karşı ince ince ayar çekiyor. Ama hiçbir zaman kırmadan, hor görmeden... 4. Hayatın İçinden Felsefeler: “Eşref Saat” “Tesadüfler” “İyimserlik-Kötümserlik” Rado’ya göre hayat, büyük kararlarla değil, küçük anların büyük farklarıyla yönlenir. Ve o anları görebilenin adı uyanıktır, akıllıdır, yolcudur. ****KİTAPTAN YANSIYAN DEĞERLER Ahlaklı olmak modern olmaya engel değildir. Gülümsemek, yoksulluğun ilacıdır. Emek vermek, alın teri dökmek kutsaldır. İyi insan olmak, her mesleğin üstündedir.
Eşref SaatŞevket Rado · Bilge Kültür Sanat · 20233,675 okunma
╹D Ü N Y A S I Z L A R╹
8/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2025 44. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2025 20:10
İçinde ne çok edebiyat biriktirmişsin sevgili Kaan Murat YANIK (⁠ ⁠◜⁠‿⁠◝⁠ ⁠)⁠♡ Bu kitap,Azerbaycan-Rusya coğrafyasında iki dostun hikayesi çerçevesinde anlatılan bir kurgudur. Kitap; romanlara atıflar,müzikler,felsefe gibi türlerle zenginleştirilmiştir. Yılları birbirine düğümleyen bu kurgu 4 bölümden oluşuyor. Ben ilk 2 bölümden yola çıkarak anlatacağım. 3.ve4. bölümler, bahsedeceğim konuların devamı ve sonuç olduğu için,tekrara düşmemek adına oralara değinmeyeceğim. 1. Bölüm Bu bölüm, mimarlık fakültesi okuyan,başarılı bir öğrenci olan Nergis'in hikayesiyle başlıyor. Takıntılı ve ona âşık hocasının, Nergis'in ona olumsuz cevap vermesiyle,ona yaşattığı şiddetin konu edildiği bir bölümdür. Nergis,ülkemizdeki bir çok kadın gibi,yaşadığı olaydan sonra ,ne ailesinden ne çevreden gerekli desteği bulamıyor.Belki de "Dünyasızlar" ismi buradan geliyor. Ülkemizde kadınların bir çoğu,belli yaştan sonra, ebeveynleri hayatta olsa bile hem öksüz hem yetim kalıyorlar. Ebeveynler, varken yok olan bir aileye dönüşüyor. Psikologlara göre bu durum,insanın en büyük travmalarından biridir. Nergis de,aynı durum ve çökmüş psikolojisiyle, rüzgârın estiği yönlerden ,oradan oraya savrulurken,bir vesileyle Firuz dede ile tanışıyor. Firuz dede, Nergis'e,hayatı ile ilgili büyük bir teklif sunuyor. Türlü sillelerle hayatından bıkmış olan Nergis, Şems-i Tebrizi'nin : "Düzenim bozulur hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme!.Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını? tavsiyesini dinlemiş olacak ki, Firuz dedenin teklifini kabul ediyor. Bu teklif ve bilge dedeyle tanışma bizi 2.bölüme sürüklüyor. 2. Bölüm Bu bölümde Nergis'in dilinden, Firuz dedenin hayat hikayesini dinliyoruz. Kitabın bu en uzun bölümünün baş karakterleri ,Firuz ve Ayvaz adında iki
Edebiyat & Roman
DünyasızlarKaan Murat Yanık · Turkuvaz Kitap Yayınları · 20204,231 okunma
Mevlâna’yı Bir de Sezai Karakoç’tan okuyun.
Puan vermedi·94 syf.·
2024 93. kitabı
Merhum Sezai Karakoç hem yaşantısıyla, hem de yazdıklarıyla ilim, irfan ırmağının en Nadide çeşmelerinden birisi, müderris kişiliği ile kelamındaki kalem kürsününde hayat buluyor. Mevlana biyografisini okurken bir ara kürsüden sohbet ediyor hissi uyandırdı. Kelamını bu duyguyla okuyucuya sunması halis niyetinin bir ölçeği adeta, şiirleri, nesirleri ve fikirleriyle, mana pınarındaki hazinesiyle zihin deryamızı besliyor. Kelimelerin kanatlarını Bengisu arayan insanlara uçuş kudreti verecek tüyden kalemiyle kanatlarına eklemliyor.. Kitap hacmi itibariyle az sayfadan oluşsa da yoğun bir mana yumağından oluşuyor. Kelime ipiyle yumağın ucundan tutununca mana yumağı çözülüyor ve Sezai karakoç’un nahif ve müderris üslubu alıp götürüyor. Mevlâna’nın hayat öyküsününü O zamanın en çetrefilli dönemlerinden olan batıdan Haçlı orduları, doğudan Moğol istilası altındaki hem madden, hem de manen bir yıkıntıya uğramış Anadolu’nun iki azılı diş arasında kaldığı zamanda insanların yıkılan umutlarına manevi bir öğretici olan Mevlana’yı ve Anadolu’nun nasıl yeniden yeşerdiğini Bir de Sezai Karakoç ‘tan okuyun. Mevlana’nın hayata bakışı ve insanlara verdiği değer biçimini özüyle sunuyor. Biyografinin yanısıra menkıbelerine de yer verilmesi de çok değerli ve biyografik kitabı daha akıcı bir hale getiriyor. Kitapta o zaman ki büyük islam alemin pınarlarından bütün insanlığa hal yolunu sunmaya çalışmış olan büyük alimlere de yer vermesi de yeni kitap duraklarına uğratacak fikirler veriyor. Muhyiddin ibn Arabi’ye Yunus Emre’ye, Hacı Bektaş-ı Veli’ye imamGazali-ye ve daha nicelerine… Anadoluda yeniden Fatihlerin, Yavuzların, Mevlana’nın, Yunus Emre'nin, Fuzûli'nin, Şeyh Galib'in, Itrinin ve Dede Efendinin, Hak yoluna adanmış kişilerin ve kalemlerin, erenlerin ve erlerin nesli gelecektir.” Bu kitaptan
Düşünce
MevlanaSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 20231,068 okunma
ÇOCUK MUYDUM?
Puan vermedi·282 syf.··
2023 28. kitabı
Çocukluğa biçilen değer sevgiyle andığım Cüceloğlu'nun "Bir insanın anavatanı çocukluğudur." tanımıyla özdeşleşir hep zihnimde. Bu satırlarsa yaşanamamış bir cocukluğun girdabında Maksim'le birlikte debelenişten doğmuştur. Her şey babanın ölümüyle başlar. Cahit Sıtkı'nın "Nereden çıktı bu cenaze, ölen kim/bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar" dizeleriyle, Aleksey'in ölen babaya bakarkenki gözleri birleşiverir daha ilk sayfalarda ve Gorki'ye evrilmenin hikayesi belli eder kendini. Tarumar bahçeye yetememenin zorluğu, anne ve oğlu anneanne ve dede evine yöneltir zaruri olarak. Bazen sığınmaya çalıştığın dünyaya kapladığın alandan bağımsız sığamadığını ve bir çırpıda söylenen üç hecelik sı-ğın-tı sözcüğünün sığabileceği bir kap olmayan kalbin, kanıksadıklarıyla yitiminin ana ekrana yansıyışıdır Çocukluğum. Şimdinin yoğunluğu, yönelttiği geleceğin nasılı arasında arafta bırakır insanı. Tanrıları bile birbirinden farklı olan aynı evdeki tezatlar, hakaretler, dayaklar, sefalet Maksim'in anavatanını karıştırmaya yeter. Dengesizlikte zirve ve zorba bir dede, insan bir anneanne ve zorbalığın izlerini, taşıyan ve yaşatan sarhoş dayılar... Anne ise varlığına yokluk katmış bir kadın olarak durur ama durması gereken asıl yerde durmaz, duramaz. "Çocukluğu olamayan bu çocuğun hayal dünyasını bu kesmekeşte ne inşa etmiştir?" sorusu eserde adım adım cevabını bulur. Keskin bir gözlemci olan Maksim anneannenin masallarıyla, eşref saatini nadiren yaşadığı anlarda yakalayabildiği dedesinin hikayeleriyle ve dua vakitlerinde edilen duaları can kulağıyla dinlerken kendi düş dünyasına kattığı betimlemelerle Maksim Gorki'ye dönüşür.Tabii en büyük dönüştürücü, adını da aldığı "acı"dır. Bir çocuk sarılmak ister, iliklerine kadar hissettiği bir sevgide şımartılmak ister. Yaşamı buna tam
ÇocukluğumMaksim Gorki · İş Bankası Kültür Yayınları · 201419,6bin okunma
Reklam
Reklam