Klima’nın elini sıkıp konuşmaya devam etti: “Bu ülkede kimsenin sabaha saygısı yok. Uykularını balta dalgası gibi bölen bir çalar saatle aniden uyanıyorlar ve kendilerini derhal ölümcül bir telaşın içine bırakıyorlar. Böyle bir şiddet eylemiyle başlayan günün devamının nasıl geçebileceğini söyleyebilir misiniz? Çalar saatlerle her gün az biraz elektrik şoku verilen insanlara ne olabilir? Günbegün şiddete alışırlar ve keyif nedir unuturlar. Unuturlar, inanın bana, bir insanın karakterini belirleyen şey sabahlarıdır.”
“Sevgilinin hayaline, onun realitesinden daha büyük düşman olmadığını bilirsin, değil mi Meral? Çünkü en büyük rakip odur. Bu hakikati kendine mesele yap ve deş. Göreceksin ki, Meral, sevgilinin hayali sandığımız şey, onun bütününden tecrit edilmiş bir realite parçasıdır.”
Dünyada her şey boş, saçma, bir serap gibi aldatıcıdır. İstediğiniz kadar mağrur olun; zeki, güzel olun, ama ölüm sonunda tarla fareleri gibi silip götürecektir sizi yeryüzünden; geride bıraktıklarınıza, tarihe, yüce kişilerinizin ölümsüzlüğüne gelince, onlar da bir gün yeryuvarlağıyla birlikte donup taşlayacak ya da yanıp kül olacak.
Çıldırmışsınız siz, yolunuzu şaşırmışsınız. Yalanı gerçek, çirkinliği de güzel sanıyorsunuz. Herhangi bir durum sonucu elma ağaçları, portakal ağaçları elma, portakal yerine birden kurbağa, kertenkele verse ya da güller terlemiş at gibi kokmaya başlasa, şaşırıp kalırdınız değil mi? İşte ben de yeri göğe yeğlediğiniz için size öyle şaşırıyorum. Anlamak istemiyorum sizi.