1930’lu yıllarda M. Kemal’in adına iliştirilen metafizik sıfatlar, onun üzerinde dinsel bir hâle oluşturur. Kemalizmi doktrinleştirme gayretine girenlerden biri, Ankara milletvekili Şeref Aykut (1874–1939), Kamâlizm kitabında (1936) sistemli olarak Kamâlizm dininden söz eder: “Yalnız yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensiplerini ekonomik temeller üzerine kuran bir din”dir bu. Kemalettin Kamu’nun (1901–1948) son dizeleri çok bilinen manzumesi, M. Kemal’i dine rakip çıkartır: “Ebedi bir güneşle burada doğdu Gazi / Yaprak yığını gibi burada yandı mazi / Burada erdi Musa / Buradan uçtu İsa / Bülbül burada varsa / Hürriyet için öter / Şehit kanı buranın / Yapraklarında tüter / Ne örümcek ne yosun / Ne mucize ne füsun / Kâbe Arabın olsun / Çankaya bize yeter.” 1930’ların politik kasidelerinde, Atatürk’ü dinin/tanrının/peygamberin yerine koymak âdettendir: “Her şey O’dur / O her şeydir (...) Elimize yüzümüze / Gönlümüzü özümüze kapıyoruz / Biz sana tapıyoruz!” (Aka Gündüz), “Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden / Taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı” (Faruk Nafiz Çamlıbel). Edip Ayel’in “İnsanlar ölür, Türk’e ilah olan er ölmez” mısrasında ayan hale geldiği üzere, Türklüğe mahsus bir tanrısallık atfı vardır burada. Daha yaygın eğilim, İslamî kutsiyet alâmetlerinin M. Kemal’e uyarlanmasıdır. Reşit Galip (1893–1934), Atatürk’ün makamını Millî Kâbe diye tanımlar. En hamarat kaside yazarı Behçet Kemal Çağlar (1908–1969) varlığımızın Gazi’nin varlığında erimesinden, onunla bir olmasından söz ederken, İslâmi tasavvufi terimi uyarlar: “Fena-fil Gazi olmak”... Onun Atatürk manzumelerinde dinî terimler kol gezer: “Kartal olsam köşkünü her akşam tavaf etsem”, “Doğrudan doğruya dönüp senin kâbene”, “Tam sustuğun gün kıyamet oldu / Tam konuştuğun günse mahşerdi / Rab,