Beste

Beste
@estbeste
Sanatçı&Tasarımcı, Elementceramic kurucusu
Deü Gsf Sahne Tasarımı mezunu
İzmir
19 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Ölgün hava ölgün karanlıkta ölgün toprağa biçim veriyor, ölgün toprak görüşün ötesinde biçimleniyor. Ölgün ve ılık üstümde yatıyor, elbiselerimin arasından çıplaklığıma dokunuyor. Üzüntü nedir bilmiyorsun sen, dedim. Ben de bilmiyorum. Üzülüp üzülmediğimi bilmiyorum. Üzülebilir miyim, yoksa üzülemez miyim, bilmiyorum. Deneyip denemediğimi bilmiyorum. Sıcak kör toprağın içinde azmış ıslak bir tohum gibiyim.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Kozmik zamanın mutlak ırmağı, yaşamlarımızın ölümlü ırmakları, önceden var olan bir geleceğe doğru akar. Bu devinim, bu akış da, her devinim gibi zamandaki belirli bir uzunluğu gerektirir; her devinim gibidir; ilkinin devinimi için ikinci, ikincinin devinimi için üçüncü bir zaman olacak ve bu sonsuza kadar gidecek. Dunne'un önerdiği sistem budur. Bu koşullu ya da muhayyel zamanlarda, öteki regressus tarafından çoğaltılan, algılanamayan öznelerin yok edilemez bir yerleşim mekânı olacaktır. Okuyucunun bu konuda ne düşündüğünü merak ediyorum. Zamanın ne tür bir şey olduğunu -hatta bir "şey" olup olmadığını- bildiğimi iddia etmiyorum, ama zamanın geçmesi ile zamanın kendisinin iki değil tek bir sır olduğunu hissediyorum. Örneğin, ayın kızıl dairesini açığa çıkarmasından söz ederek, bölünemez bir görsel imgenin yerine bir fiil ve bir nesne koyan kafası karışık ozanların hatasına Dunne'un da düşmüş olmasından şüpheleniyorum. Çünkü nesne, eğreti bir elbise giydirilmiş öznenin kendisidir. Dunne, Bergson'dan gelen kötü bir zihinsel alışkanlığın ünlü kurbanıdır: Zamanı, mekânın dördüncü boyutu olarak düşünmek. Zamanın zaten var olduğu, bizim de ona doğru devinmemiz gerektiği varsayımını ortaya atar, ama bu varsayım, zamanı mekâna dönüştürmek ve ikinci, üçüncü, milyonuncu bir zamanı zorunlu kılmak için yeterlidir. Dunne için gerçek zaman, sonsuz bir dizinin elde edilemeyen en uç sınırıdır. Geleceğin zaten var olduğu varsayımını hangi nedenlere dayandırıyoruz? Dunne'a göre iki nedenle: İlki geleceği bildiren düşlerdir; öteki, bu hipotezin kendi tarzına uygun çözümsüz biçimler için sunduğu göreli yalınlığıdır. Dunne, yaratılışın sürekliliğine ilişkin sorunları da aydınlatmak istiyordu. (Schopenhauer yaşamın ve düşlerin aynı kitabın sayfaları olduğunu, bunları düzenli olarak
Her birey, söyleminde toplumsal kökeninin, kendi hikayesinin, deneyimlerinin, girip çıktığı ortamların izlerini taşır. Her insan sesi çoğuldur, Gecenin Sonuna Yolculuk'u izleyecek olan romanlarda Céline, biçemini oluşturmak için bu çoğulluğun etkilerini artan bir ustalıkla kullanmayı sürdürecektir.
Tıpkı yıllar boyu gömülü kaldığı topraktan çıkarılan değerli bir vazonun çatlak çıkması gibi, ruhlarımız da dile geldiklerinde çatlak sesler çıkarıyorlar.
Satranca oyun demekle, haksız bir kısıtlama yapmış olmuyor mu insan? Satranç aynı zamanda bir bilim, bir sanat değil mi, yerle gök arasında süzülen Muhammed’in tabutu gibi bu iki kategori arasında gidip gelmiyor mu, bütün karşıt çiftlerin bir kerelik birleşimi değil mi? Hem çok eski, hem de yepyeni, düzeneği hem mekanik hem de hayal gücüne bağlı, hem sabit geometrik alanla sınırlı hem de bileşimleri sınırsız, hem sürekli gelişen hem de kısır, hiçbir şeye götürmeyen bir düşünme, hiçbir şeyi hesaplamayan bir matematik, yapıtları olmayan bir sanat, maddesi olmayan bir mimari, bununla birlikte varlığıyla bütün kitap ve yapıtlardan daha dayanıklı olduğu su götürmez, bütün halklara ve bütün zamanlara ait olan tek oyun; can sıkıntısını öldürmesi, zihni açması, ruhu canlandırması için hangi Tanrı’nın onu yeryüzüne gönderdiğini kimse bilmez. Başlangıcı ve sonu nerededir? Her çocuk onun temel kurallarını öğrenebilir, her acemi onda şansını dener, ama yine de bu değişmez dar karenin içinde özel ustalar yaratır satranç, öteki insanların hiçbiriyle karşılaştırılamaz bunlar, yalnızca satranca yönelik bir yeteneği olan insanlar; görüş, sabır ve tekniğin tıpkı matematikçiler, şairler ve müzisyenlerdeki gibi belirli bir oranda, ama farklı katman ve bağlamlarda etkin olduğu özgül dahiler.