“Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, bana her okuduğumda başka bir yerinden seslenen nadir romanlardan biridir. 1954’te Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edildikten sonra, Tanpınar’ın ölümünden bir yıl önce (1961) Remzi Kitabevi tarafından kitaplaştırılan roman, Abdullah Uçman’ın deyişiyle “… yazarın mazi ile sıkı bir hesaplaşmaya girdiği, özellikle Cumhuriyet’ten sonraki yıllarda bizzat devlet eliyle kurulan, esas itibariyle geçmiş ile yaşanan zaman arasında bocalayan, ayaklarını basacak sağlam bir zemin bulamayan birtakım insanların trajikomik hallerini anlatır.” Bu anlamda roman, Türk edebiyatının en güzel ironik romanlarından biri kabul edilir.
Kitabı hem fakülte yıllarımda hem de 2020’lerin başında iki defa okudum. Çoğu kişinin aksine benim gözde Tanpınar romanım “Huzur” değil, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”dür. Tanpınar romanda bürokrasiyi, işe yaramayan ve kadro ihsası için açılan kurumları, yaşadığı zamanı yakalayamayan toplum tiplerini, Doğu-Batı arasında sıkışmış insanları ve sahtekârlığın neredeyse millî bir kimlik hâline gelişini ince bir alayla anlatır. Estet tavrından hiç ödün vermeden, sapasağlam bir roman mimarisi ve hayran olunacak bir üslupla üstelik.
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, 1940-1962 yılları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar’la birlikte çalışan, onun çok yakınındaki bir edebiyat profesörü. Tanpınar’ın öğrencisi aynı zamanda. 1962’de vefat eden Tanpınar’ın eserlerinin 70’li yıllardan sonra yeniden baskı yüzü görmesini sağlayan, hatta hayattayken yazdığı son yazı da Tanpınar’la ilgili olan Mehmet Kaplan’la yine fakülte yıllarında tanışmıştım. Hocanın gerek “Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar” serisi, gerek “Şiir Tahlilleri” ciltlerini öğrencilik yıllarında ve sonrasında satır satır okudum. Onun Tanpınar’la ilgili yazdığı “Yavaş Yavaş Aydınlanan Tanpınar”