9/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 13:18
Martin Eden ,benim için bir başarı öyküsünden ziyade, insanın kendine karşı verdiği o uzun ve yorucu savaşın romanı. Martin’in kitaplara sığınması,yaşadığı yoksulluğa rağmen ideallerinin ,hayallerinin peşinde kendini var etmek için gösterdiği o müthiş inat ve her reddedilişte yeniden ayağa kalkışına kesinlikle hayranlık duydum. Ancak hikaye ilerledikçe asıl meselenin zirveye ulaşmak değil, o yolda yürürken neye dönüştüğümüzü görmek yaralayıcıydı. Bazen hayallerimize öyle bir körlükle odaklanıyoruz ki, hedefe varan kişinin artık eski "biz" olmadığını çok geç fark ediyoruz. Martin aynı Martin, zekası da yeteneği de aynı; ama dün onu görmezden gelenler, bugün sırf kazandığı etiketler yüzünden önünde eğiliyor. Bu durum, insanların gerçeğe değil sadece vitrine ve maddiyata ne denli değer verdiğinin en net kanıtı. Kitap bittiğinde içimde hüzünden çok şu duygu vardı :İnsan gerçekten neyin peşinden koşmalı? Toplumun alkışının mı, başarının mı, yoksa iç huzurun mu? Martin’in trajik yolculuğu bana hedeflere ulaşmanın her zaman mutlu son getirmediğini; insanın en temel ihtiyacının daha fazla kazanmak değil, kendini ait hissedebileceği bir dünya kurmak olduğunu gösterdi. Bu yüzden Martin Eden benim için sadece bir kitap değil; başarıyı, yalnızlığı ve hayatın anlamını gerçekten sorgulatan, bambaşka bir deneyim oldu.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
10/10
·326 syf.··
Beğendi
·
2026 423. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 07:17
Sınırlar ve Bağlanma kitaplarından birini okumuş olanların kesinlikle okuması gerekir. 700 küsüratından fazla kitapta önemli dediklerim arasına giriyor :)
Az Seçilen YolScott Peck · Akaşa Yayınları · 1998674 okunma
Reklam
"İKİ BIÇAĞI BİRBİRİNE" Kitabı Üzerine
7/10
·120 syf.··
2026 37. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 10:18
Bir Kutu Kitap seçkisi sayesinde ilk kez tanıştığım,çağdaş Türk edebiyatının dikkat çeken isimlerinden Çilem Dilber Çilem Dilber’in kaleme aldığı, Budala Kitap etiketli İki Bıçağı Birbirine "İki Bıçağı Birbirine" adlı romanı bir aile dramından yola çıkarak insanın karanlık yüzüne inen,sırların ve yüzleşmelerin yer aldığı,dili akıcı,katmanlı ve psikolojik derinlikli kurmaca bir metindir. Yazarımız Çilem Dilber Çilem Dilber, doğrusal bir anlatım yerine,geçmiş ile şimdiki zaman arasında mekik dokuyan, anıların ve sırların iç içe geçtiği bir kurguyu tercih etmiş. Kapakta yer alan, koltukta oturan ama başları gerçeküstü (hayvan/boynuzlu figürler) tasarlanmış üç insan resmi ve renkler, skandalları ile malum adada geçen maske olayları ile ilgili çağrışım yapıp oldukça irite etmişti beni,ancak kitabı okuduktan sonra bir mitten esinlenildiğini farkettim daha farklı bir temsil yapılabilirdi,yine de kapak kitabın genel havasına dair ipucu veriyor. Roman, ana karakter Melih’in babasının ölümünün ardından başlar.Melih, babasının ölümüyle, onun "mabedim" dediği,kitaplar,dolma kalemler,defterler ile dolu çalışma odasına girer ve babasının kilitli bir çekmecesini keşfeder. Çekmecenin içinden çıkan gizemli dosyalar ve yarım kalmış hikâyeler, Melih’i ve kız kardeşi Çiğdem’i hiç bilmedikleri,yıllarca saklanmış bir hayatın eşiğine getirir.Melih,aslında hayatı boyunca hiç tanımadığı bir babanın gölgesiyle ve onun sırlarıyla baş başa kalır.(Aslında herkes babayı kendince tanıyor) Bir insanı ne kadar tanıyabiliriz?Hele ki bu insan en yakınımızsa? Roman,aile bağlarının içindeki yabancılığı,yabancılaşmayı ve bireyin kendi kimliğini koruma mücadelesini karakterler açısından tek tek ele alır. Kitapta kapak dışında rahatsız olduğum iki husus daha var.Biri kitap oldukça dikkat çekici başlıyor ancak
İki Bıçağı BirbirineÇilem Dilber · Budala Kitap · 202684 okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:50
insan, varoluşsal kaygılarıyla mücadele ederken "geçilmesi gereken kapılar" tasarlıyor; ancak yolun sonunda dönüp baktığında bu kapıların hiçbir zaman var olmadığını fark ediyor. Eger bir kapı yoksa, aslında bizi sınırlayan da yoktur. Bireyin kendi varoluşunu keşfetmesinin önündeki en büyük engel, çoğu zaman kendi zihninde yarattığı hayali duvarlar ve kapılar oluyor. Laing ile üniversitede dersimize konuk olan değerli bir hocamız sayesinde tanıştım. Kitap, bence kolay okunacak bir eser değil; her sayfası psikolojik derinlikle dolu. Laing kitabında, insan ilişkilerindeki paradoksları, Iletişimdeki çelişkileri ve "düğümler"i ustalıkla ele alıyor. Laing'in dili kısa, çarpıcı ve düşündürücü; okurken hem psikolojik hem de felsefi bir yolculuğa çıkıyorsunuz.
DüğümlerR. D. Laing · Metis Yayınları · 2017271 okunma
"Lanetli Avlu" Üzerine
Puan vermedi·108 syf.··
2026 1. kitabı
İmparatorluğun Gölgeleri Arasında Bir Araf: Lanetli Avlu'nun Dramatik Mimarisini Okumak Edebiyat dünyasında "Nobel" etiketine sahip eserlere ve yazarlara yaklaşırken içimde beliren temkinli tutum, zaman zaman da haklı önyargı; siyasi konjonktürlerin edebi liyakatin önüne geçtiği şüphesinden beslenir. Ancak İvo Andriç’in *Lanetli Avlu*’sunun kapılarından içeri adım attığımızda bu şüphenin yerini hızla derin bir sanatsal saygıya bıraktığını görüyorsunuz. Andriç, bu kısacık ama hacmi kendinden menkul romanında, Balkanlar'ın iç içe geçmiş, karmaşık ve çok sesli ruhunu hamasi bir kimlik siyasetine kurban etmeden, doğrudan "insan doğası" üzerinden evrenselleştirerek madalyayı edebi bileğinin hakkıyla taşıdığını kanıtlıyor. Kitabın ismine de ruhunu veren "Avlu", salt fiziksel bir tutsaklık alanı değildir. Sınırları üç kıtaya yayılan koca bir imparatorluğun kusursuz bir mikrokozmosudur. Andriç, Osmanlı İstanbul’unun o devasa demografik haritasını bu hapishane duvarları arasına sıkıştırarak adeta bir Babil Kulesi inşa eder. Bosnalı bir Katolik rahip, İzmirli bir Yahudi, Anadolulu bir Türk, Bulgar tüccarlar, Gürcüler, Araplar ve şehrin tekinsiz karanlıklarından kopup gelmiş sıradan suçlular... Bu mekânsal kurgu, metne muazzam bir teatrallik katmaktadır. Okurken kalabalık bir oyuncu kadrosunun dinamik bir koro işlevi gördüğü, ışık ve gölge oyunlarıyla seyirciyi sürekli tetikte tutan klostrofobik bir tiyatro sahnesinin tam ortasında olduğunuzu hissedersiniz. Farklı dillerden ve milletlerden gelen bu karakterler, kendi ulusal veya dini kimliklerinden koparak otorite karşısında ortak bir "hapishane kimliği" inşa ederler. Avlu, tarihin ve insanlık trajedilerinin sahnelendiği; imparatorluğun tüm sinir uçlarının gelip düğümlendiği ana dekordur. Bu kalabalık ve uğultulu sahnenin
Edebiyat
Lanetli Avluİvo Andriç · İletişim Yayıncılık · 2020464 okunma
5/10
·309 syf.··
2026 36. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 01:47
Sessiz Hasta, aslında kocasını öldürdükten sonra tek kelime bile konuşmayan ressam Alicia’nın sırrını çözmeye çalışan, son ana kadar da merakı diri tutan popüler bir psikolojik gerilim. Kitap, insan psikolojisine ve travmalara dair yaptığı bazı nokta atışı tespitlerle ilk başta insanı yakalıyor, "galiba ufkumu açacak bir şeyler okuyorum" hissi yaratıyor. Ama ne yazık ki yazarın bu klinik tespitleri, kitaba edebi bir değer katmaya yetmiyor. Çünkü en başta karakterler çok yüzeysel ve şematik kalmış. Yazar, derinliği olan, kanlı canlı karakterler oluşturmak yerine önümüze hazır psikolojik etiketler ve klişeler koyup geçmiş; karakterler adeta sadece olay örgüsünü finale taşımak için hareket eden birer piyona dönüşmüş. Bu sığlığı kapatmak için başvurulan mantık hataları da cabası; koskoca psikiyatristin mesleki etiği falan bir kenara bırakıp amatör bir dedektif gibi kapı kapı gezmesi hikayenin inandırıcılığını resmen baltalıyor. Üstelik son dönem kitapların o gına getiren hastalığı burada da var: Hikayenin akışına zerre katkısı olmayan çiğ bir müstehcenlik, kaba argo kelimeler ve sanki kitap değil de bir Netflix senaryosu okuyormuşuz hissi veren fabrikasyon diyaloglar, metni rafine bir eser olmaktan çıkarıp hızla tüketime uygun çerezlik bir ürüne çeviriyor. İşin içine bir de son derece mekanik ve baştan savma bir çeviri girince, okuma süreci iyice keyifsiz bir hal alıyor. İngilizce cümle kalıpları Türkçeye kelimesi kelimesine, düz mantıkla aktarıldığı için dilin o canım esnekliği ve müziği tamamen kaybolmuş. Okurken sürekli havada kalan, zamirleri eksik, yapay cümleleri zihninizde tamir etmek zorunda kalıyorsunuz ve bu da insanı yoruyor. Özetle; Sessiz Hasta kurgusal hilesi ve ters köşesi için bir çırpıda okunup bitirilecek akıcı bir kitap olabilir ama Türkçenin
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,9bin okunma
Reklam
Reklam