Ben kendimi bildim bileli, ne zaman bir insan evladı korkusuna galip gelecek olsa, ne zaman haksızlığa karşı başkaldıracak olsa, şu malum makinenin çarkları gıcırdamaya başlayıverir.
İnsanların ya çok sevdiği ya da nefret ederek yarım bıraktığı bu önemli metin büyülü gerçekçilik tekniğini tanıttı bana. Kitabı okurken birçok zorlukla karşılaşıyorsunuz; ilkin aile ilişkilerinin karmaşıklığı ve isimlendirme kültürünün pratik olmayışı ilk sayfalarda sürekli aile ağacına göz atarak okumanıza sebebiyet veriyor. Kültürel olarak dikkatimi çeken şeyse tüm gelişmemiş kültürlerde olduğu gibi batıl davranış-faktörlerin toplumsal yaşama önemli bir yön verdiği. Yine bir benzerlik olarak kolluk kuvvetleri, polis şiddeti öne çıkıyor. Alt metinde muz işçileri çerçevesinde işçi/egemen/sendikacılık/tarih çarpıtıcılığı işlenmiş. Bunların dışında Marquez'in insanın yüreğine dokunan sözleri beni sürekli durup düşündürdü, ölümle yaşam arasında kurduğu denge de bunlardan biri. Şöyle söylüyor: "İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir." Sözün özü eğer kitabı okuma isteğiniz ağır bastıysa, vazgeçmeyin çünkü hem size yabancı gelebilecek bir kültürü tanıyacak, bir ailenin tarihine şahit olacak ve bilgece sözler duyacaksınız.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 200746,6bin okunma