Bahîrâ, Kâinatın Efendisini görmeden, harikulâdeliği
nasıl keşfetmişti?
Şöyle:
Rahip Bahîrâ, kervan başlangıçta ibadethanesine doğru yol alırken pencereden bakmaktadır. Malûm kervanlar içinde herhangi bir kervan... Fazla dikkate bile değmez.
Fakat hayret! Kervanın tepesinde bir bulut yürümekte...
Sanki hızını kervandan alıyormuş gibi kervan hızlandıkça o da hızlanmakta, yavaşladıkça yavaşlamakta, durunca durmakta...
Âlim Rahip, nazarını hiç ayırmadan kervanı takip ediyor. Evet, havasında tek bulut gölgesi olmayan dipsiz bir mavilik zemini içinde, kervanın tam üstünde kervana yelpaze tutmaya memur efsanevî bir köle gibi garip bir bulut... Sanki kervanın üzerinde, havada yüzerek giden, iki kolunu iki yana açmış harikulâde bir muhafız...
Kervan yürüye yürüye, tepesindeki bulutla beraber, nihayet ibadethânenin karşısındaki ihtiyar ağaca kadar geliyor. Bu sefer müthiş bir tecelli!
Ağacın dalları, kervanda birini korumak, perdelemek, kucaklamak istercesine eğilmekte, bükülmekte, toplanmakta... Üstelik yıllardı kurumuş, pörsümüş, iliksiz kalmış olan ağaç, içten birdenbire canlanmış, yeşillenmiş, tomurcuklanmış gibidir.
Ve âlim rahip, tüyleri ürpererek kararını verıyor:
- Nebîler ve Resûllerin sonuncusu ve tamamlayıcısı,Büyükler Büyüğü zatın geleceğini biliyoruz. İşte bu kervanda herhalde o bulunuyor. Sayısız Peygamberlerin hep birbirine işaret vere vere O'na doğru akan kolu halkalaştırdığı, vasıflarına ait çizgiler resmettiği «Gâye-İnsan ve Ufuk-Peygamber».. Bu, İsâ Peygamberin haber verdiğidir.Mutlaka O'nu görmeliyim...