Hem bir şeyin kuvvet ve za’fça meratibi, o şeyin içine zıddının müdahalesidir. Meselâ hararetin derecatı, soğuğun müdahalesidir. Güzelliğin meratibi, çirkinliğin müdahalesidir. Ziyanın tabakatı, karanlığın müdahalesidir. Fakat birşey zâtî olsa, ârızî olmazsa, onun zıddı ona müdahale edemez. Çünki cem’-i zıddeyn lâzım gelir. Bu ise, muhaldir. Demek asıl, zâtî olan bir şeyde meratib yoktur.
Hayal ettiğimiz her şey sonludur.Bu nedenle sonsuz dediğimiz hiçbir şeyin fikri veya kavramı yoktur.Hiç kimse zihninde sonsuz büyüklükte bir kavrama sahip olamaz.Ne de adlandırılan şeyin sınırlarını ve amaçlarını kavrayabilir.Sadece kendi yetersizliğimizin kavramına sahibiz.Bu nedenle Tanrı ismi onu kavramamız için değil onu onurlandırmamız için kullanılır.
İnsan duyulara tabi olmayan hiç bir şeyi kavrayamaz.Bunlar aldatılmış filozoflardan ve aladatılmış veya aldatan skolastiklerden (Sahte mürşit) hiçbir anlamı olmayan inanılarak uydurulmuş saçma söylemlerdir.
(Bir şeyi kavrayabilmek için duyularımıza tabi olması gerekir diyor yazar,doğayı duyularımızla kavrayabiliyoruz,çünkü sonu olduğu için fakat sonsuzluk duyularımıza tabi değil insan onu kavrayamaz diyor yazar.)
"Kör inanç her şeyi haklı çıkarabilir." İnancın kurbanı olmuş insanlardan gelen, onu eleştirmemi kınayan önceden tahmin edilebilir bir mektup seline uğramıştım. İnanç, kendi yararı için son derece başarılı bir beyin yıkayıcıdır; özellikle de çocukların beyinlerini yıkamada öyle başarılıdır ki, tutunduğu yerden onu çıkarmak çok zordur. Peki inanç nedir? İnsanları bir şeye, onu destekleyen kanıtların tamamen eksikliğinde bile inanmaya sevk eden zihin durumudur (bu şeyin ne olduğu fark etmez). Eğer destekleyici iyi kanıt olsaydı inanca gerek olmazdı çünkü kanıt zaten onu kabul etmeye zorlardı. "Evrimin kendisi bir inanç meselesidir" şeklindeki iddiayı sık sık papağan gibi tekrarlamanın bu kadar aptalca olmasının sebebi budur. İnsanların evrime inanmalarının sebebi, inanmayı istemeleri değil, devasa miktarda ve herkesin inceleyebileceği kanıtların varlığıdır.
İnanılan şeyin ne olduğunun fark etmediğini söyledim ve bu da insanların tamamen delice ve gelişigüzel şeylere inandığını düşündürtür, tıpkı Douglas Adams'ın Dirk Gently'nin Holistik Dedektiflik Ajansı isimli muhteşem kitabındaki elektrikli keşiş gibi. Bu robo keşiş inanma işini sizin için yapması amacıyla yapılmıştı ve bunda oldukça başarılıydı. Onunla karşılaştığımız günde, sarsılmaz bir şekilde, bütün kanıtlara rağmen, dünyadaki her şeyin pembe olduğuna inanıyordu. Herhangi belli bir bireyin inandığı şeyin saçmalığının kesin olduğunu tartışmak istemiyorum. Olabilir de olmayabilir de. Önemli nokta, saçma olup olmadıklarına karar vermenin ve bir inanç parçasını diğer inanç parçasına tercih etmenin hiçbir yolunun olmamasıdır çünkü kanıt açık bir şekilde yoktur. Aslında gerçek inancın kanıta ihtiyaç duymaması en büyük erdem olarak sunulur; bu benim Kuşkucu Tomas'ın (on iki havarinin gerçekten takdire değer tek
Özel bir örnek vermek gerekirse, dine itaate en etkili şekilde zorlayan öğreti parçası, cehennem ateşi tehdididir. Birçok çocuk ve hatta bazı yetişkinler, dini kurallara uymazlarsa ölümden sonra korkunç azaplar içinde yanacaklarına inanırlar. Bu, Orta Çağ boyunca ve hatta günümüzde bile büyük psikolojik acılara neden ollut olan dikkat çekici çirkinlikte bir ikna tekniğidir. Ancak son derece etkilidir. Adeta psikolojik telkin teknikleri konusunda derinlemesine eğitilmiş, sinsi ve hilekar din adamlarınca kasıtlı olarak planlanmıştır. Ancak eski papazların bu denli zeki olduklarından şüpheliyim. Çok daha olası olan şey, bilinçsiz memlerin, başarılı genlerin sergiledikleri sahte acımasızlık benzeri nitelikler yüzünden kendi hayatta kalımlarını garantilemiş olmalarıdır. Cehennem ateşi düşüncesi, oldukça basit bir şekilde, derin psikolojik etkisi nedeniyle kendi kendini sürekli kılıcıdır. Tanrı memi ile bağlantılı hale gelmiştir, çünkü her ikisi de birbirini güçlendirir ve mem havuzunda birbirlerinin hayatta kalabilmelerine yardımcı olurlar.
Dini mem kompleksinin bir başka üyesi inanç olarak adlandırılır. İnanç, kanıt olmadan körlemesine güvenmek demektir; hatta bazen karşıt kanıta rağmen güvenmektir. Şüpheci Tomas öyküsü, Tomas'ı takdir edelim diye anlatılmaz, aksine ona bakarak diğer havarileri takdir edebilelim diye anlatılır. Tomas kanıt talep etti ve bazı mem türleri için kanıt arama eğiliminden daha öldürücü bir şey olamaz. Diğer havariler, yani inançları kanıta ihtiyaç duymayacak kadar güçlü olan diğer havariler, bize, onları taklit edelim diye sunulurlar. Kör inanç memi, bireyin akılcı bir sorgulama yapma cesaretini kırmak şeklindeki basit bilinçaltı tedbirle kendi devamını güvenceye alır.
Kör inanç her şeyi haklı çıkarabilir. Bir adam farklı bir tanrıya inanıyorsa
"Gökyüzü dünyadan niçin ayrıldı biliyor musun? Bir zamanlar çok yakınlardı ve akşamları yatmadan önce eski dostlar gibi gevezelik ederlerdi. Fakat... kadınlar... yaygaralarıyla gökyüzünü rahatsız ediyordu. Bu nedenle gökyüzü gitgide daha yükseklere, başımızın üzerinde yayılan bu sonsuz maviliğin gerilerine doğru çekildi...