Konstantinopol,ü ziyaret etmek gençliğimin hayallerinden biriydi; sırmalı saray ve camileriyle ,haremleri ve aşklarıyla- Boğaz,ın ve Altın Boynuz,un munis sularında akıp gitmek..Nitekim vakit de tüm bunları gerçekleştirmek ,ayrıca İyonya Adalarını bir kez daha ziyaret etmek için elverişli gözüküyordu.
“Sende sevgidir zaman ve Leyla'dır
Kulak ver, tükenmeyen âh ü zârıma, gözler
Ey, dikenli yolları gökyüzüne bağlayan
Bir hayali dilberin çehresinde parlayan
Mehtabım gülümse de kalbimde gül büyüsün
Sen ki, güzel gözlerin belki en büyüğüsün
Güneş gibi, ufkumda doğup da yanan gözler
Ruhumun yağmurunu içip da kanan gözler
Geceye mi çırpınış, gurbete mi bu hasret
Bitmeyen bir susuzluk ve sönmeyen hararet
Ortasında kalmışsın; saçların darmadağın
Gülşenim, yıkılmadan saray gibi otağın
Hayatın donbaharı kuşatmadan rengini
Yitirmeden şu billur ve masmavi engini
Beni al kollarına, uyut sonsuza değin
Yüzümde dalgalansın o simsiyah eteğin
Göreyim elmas gibi parlayan nakışları
Gönlümü çiçek çiçek sırlayan nakışları”
…
Sağcı milliyetçilik budur işte.
Bismillahirrahmanirrahim dedikten sonra, yabancı şirketlere el açıp dua ederler Her yoksul ülkede böyle olmuştur bu Yabancı petrol şirketlerinin girdiği her ülkede, ihtilaller, hükümet darbeleri ve saray oyunları dönmüştür
Aynen o küçücük hüceyrelerde de, o tasarruf ve iddihar var. Nebatata bakıyoruz, gayet hakîmane bir terbiye, bir tedbir görünüyor. Hayvanata bakıyoruz; nihayet derecede kerimane bir terbiye ve iaşe görüyoruz. Kâinatın erkân-ı azîmesine bakıyoruz; mühim gayeler için haşmetkârane bir tedvir ve tenvir görüyoruz. Âlemin mecmuuna bakıyoruz; muntazam bir memleket, bir şehir, bir saray hükmünde âlî hikmetler, gâlî gayeler için mükemmel bir tanzimat görüyoruz. Bir zerreden tut, tâ yıldızlara kadar zerre mikdar şirke yer bırakmıyor.
“… minyatür sanatına tekrar bakıldığında, aslında minyatürün estetik kaygıyla üretilen ve bakılmak üzere yapılan bir metin tamamlayıcı sanat eseri değil bizzat okunacak bir metin olduğu aşikârdır. Bu yüzden minyatür özellikle 15. yüzyıldan itibaren bir devletin görsel hafızası; ideolojisinin, saray kürürünün ve tarihi birikiminin bir anlatısı hâline gelmiştir.”