Nefis, şeytan ve şehvetler insan için birer düşmandır; akıl, marifet ve hayrı ilham
eden melek de kulu hayra davet eden dost tarafıdır. İki grup arasında sürekli bir
savaş vardır. Kim şeytanın askerlerini etkisiz hale getirip Allah'ın askerlerini
desteklerse, Allah onu cennetine koyar. Bunu yapmak, kul için farzdır; çünkü o,
Allah'a imanın bir parçasıdır.
İslam hukûku, insanı hem bireysel hem toplumsal anlamda korumaya yönelik kurallar koyar: can güvenliği, mal güvenliği, neslin korunması, dinin ve aklın korunması!
Allah'ın kanunları, suçu yalnızca cezalandırmakla kalmaz; suçun kökünü de kurutacak şekilde toplumsal düzeni tesis eder. Çünkü gerçek adalet, insanların sınıfına, zenginliğine, statüsüne göre değişmez; Allah'ın ölçüsüne göre sabittir!!! Her infialde "idam, idam" demek yetmez o darağacını kuracak sistemi inşaa etmek üzerimize farzdır
Yine vaktiyle medeniyyetler, tağyîre uğramış dinler, kadını: «İnsânı şeytâna yaklaşdıran bir vâsıta, âlet-i şer, erkeği tahrîb eden felâket, mücessem-i zarar, oluşu muazzam bir dalâl, felâket dokuyan geniş bir tehlike, mahvedici bir kuvvet, rengîn bir illet» diye i'lân ederken, İslâm:
« Kadın, mahall-i tekvîndir (yaratma yeridir), sûret-i beşeriyye onunla feth olunmuşdur, Mükevvine kurbiyyeti (Yaratana yakınlığı) vardır» diye onu esâretden kurtarıyordu.
Evet yine o günün medeniyyeti, kadın yalnız yemek pişirecek, kumaş dokuyacak, evde hizmetçilik yapacak diye emreder iken, Hazret-i Muhammed:
«İlmi öğrenmek her erkek ve her kadına bilâ istisnâ farzdır» diye ferman buyuruyordu.