Bu tezi çürütebilecek bir “Allah’ın kulu” var mıdır?
Modern Türkiye, bütün sorunlara ve engellemelere rağmen dünyaya açılmayı başarıyla sürdürebilecek bir memleketse, bunun temel taşlarından birisi Fâtih Sultan Mehmed Han devridir. Türkiye Cumhuriyeti’nin doğup gelişebileceği tek toprak Anadolu’ydu. Çünkü mazide, Fâtih Sultan Mehmed devri gibi bir değişim asrı yaşandı. Fâtih Sultan Mehmed’in doğup gelişebileceği tek toprak da burasıydı.
Sayfa 20 - Kronik Kitap 4. Baskı·Kitabı okuyor
Alıntı
Bayezid devri (1481-1512) kültür bakımından da Fâtih zamanındaki cereyanlara bir tepkiyi simgeler. O, babası zamanında İtalyan sanatkârları tarafından Yeni Saray'ın duvarlarına yapılmış freskoları söktürüp pazarda sattırdı.
Sayfa 130 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
15. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin büyük askerî ve siyasî girişimlerini mümkün kılan şey, yeni siyasî nizam altında gelişen ticarî ve ekonomik hayat ve buna denk olarak artan devlet gelirleridir. Genelde Osmanlı Devleti, Levant sahasında Frenklerin (Avrupalıların) siyasî egemenliğine ve ekonomik bakımdan imtiyazlı durumlarına son vermeye çalışmıştır. Bu arada Fâtih, Bizans'ın çöküş devrinde Venedik ve Ceneviz'in temin ettikleri tam gümrük bağışıklığına son vermiş, onlardan gümrük almıştır. Bu gümrük Fâtih devrinde, bir tarihe kadar, yüzde iki gibi ufak bir oranda idi. Fâtih, bu oranı Müslümanlar ve harâcgüzârlar, yani İslâm devletine harâc ödeyen zımmîler için yüzde dört ve harbîler için, yani dâra'l-harb'e mensup olup amânnâme (kapitülasyon) ile ticâret izni verilmiş olan yabancılar için yüzde beş olarak tespit etti. Bu siyaset, o zamana kadar imtiyazlı bir durumda bulunan ve Levant pazarlarını sömüren Frenk tâcirleri tarafından bir felâket gibi gürültü ile karşılanmış ve W. Heyd gibi büyük bir âlimi, Osmanlı devrinde Levant ticaretinin çöktüğü gibi abartmalı bir hükme sürüklemiştir. Osmanlı kaynaklarının, bilhassa Bursa kadı sicillerinin incelenmesi, bu hükmün yanlışlığını göstermiştir. Bu devrin karakterleri kısaca şöyle ifade edilebilir: Osmanlı siyasî düzeni birbirinden uzak geniş bölgeleri güvenlik altında birbirine yaklaştırmış, buraların birbirini tamamlayan iktisadî birliğine yol açmıştır. Fâtih devrinde süratle büyüyen İstanbul, daha Fâtih'ten önce uluslararası ticaret merkezleri haline gelen ve gittikçe büyüyen Bursa, Edirne, Gelibolu bu ticarî canlanmanın tanıklarıdır. Bölgelerarası ticârette Osmanlı tebaası olan Müslüman tüccâr, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler, İtalyanların yerini almıştır. Gümrük defterlerinde İtalyan gemileri ve tüccârından çok daha fazla
Sayfa 122 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Eski kaçgöç devrinin kadın hayatı da garabetlerle dolu hoşça bir sohbet mevzuudur. Mesela İstanbul'da, Fatih'ten Abdülhamid devri sonlarına, Meşrutiyet'e kadar kadınlar, tek veya iki üç çifte kayıklara erkeklerle beraber binemezlerdi. Yasağın konulmasına sebep, bazı hafifmeşrep nazenin taze kadınların kayıklarda, kırıkları olan erkeklerle buluşmalarına mâni olmaktı. Bazı kayıkçılar bu oynaşmalara göz yumma karşılığı devletçe tespit edilen narhtan kat kat üstün para kopardıkları için yasağa rağmen kayıklarına erkekle beraber kadın alırlar, görülüp de niçin aldığı sorulunca "Erimdir' dedi, aldım" derlerdi..
Sayfa 61 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tarih
Yıldırım Bayezid
Devri saltanatında Bizans İmparatorluğu neredeyse bir Osmanlı eyaleti haline gelmişti. Çünkü Bizans'a imparator atayabilecek ölçüde siyasi kudret ve dirayet gerektiren özelliklere sahipti. Yaşlı V. Ioannis, Bizans tahtına sayesinde oturabilmişti. Oğluysa, yanında misafir pozisyonunda rehindi. Kudretini aksettiren şu vakıa enteresandır. İmparator Ioannis ölünce yerine aday iki oğlu da taht için Bayezid Han'ın yardımını istemişlerdi. Padişah bu durum üzerine Konstantinopol'e gizlice bir ekip göndererek "Tez tetkik edip gelin. Halk bu kardeşlerden hangisinin imparator olmasını ister..." talimatıyla Bizans dahilinde adeta bir kamuoyu araştırması yaptırmıştı. Tedkik ekibi, halkın büyük çoğunlukla Manuel'i tercih ettiğini bildirdi. Sarınca Yıldırım da seçimini Manuel'den yana kullandı. Bizans mantığına sahip olsa diğerini atardı. Neticede Manuel'in imparator olmasını sağladı... Manuel eğitimli ve dindar bir prensti. Bu yüzden halkı tarafından seviliyordu. O sırada Osmanlı sarayında bulunan Manuel, aldığı bu desteğe de güvenerek Padişah'a haber vermeden gizlice Konstantinopol'e geçip II. Manuel olarak imparatorluğunu ilan etti ve tahta oturdu. İzin almadan giriştiği bu hareket Bayezid'i öfkelendirmişti. Tahtını tebrik yerine ona derhal şu mealde bir haber gönderdi: "Şehrinde rahat etmek istersen şehrinin bütün kapılarını kapat, keyfine bak ve saltanat sür... Ama unutma! Sadece kapılarının gerisinde... Şehrinin dışı tamamen benim mülkümdür. Kapıdan çıktığın an ne imparatorluğunu tanırım ne tacını ne de tahtını..." İşte bu tehditten sonradır ki yeni bir ültimatomla, İstanbul'da Türk mahallesi kurulması, cami inşası, mahkeme tesisi ve kadı tayini gibi şartların derhal yerine getirilmesini emretti. Bunlara ilaveten zaten
Sayfa 74 - Lutka Kitap
Modern Türkiye, bütün sorunlara ve engellemelere rağmen dünyaya açılmayı başarıyla sürdürebilecek bir memleketse, bunun temel taşlarından birisi Fâtih Sultan Mehmed Han devridir. Türkiye Cumhuriyeti'nin doğup gelişebileceği tek toprak Anadolu'ydu. Çünkü mazide, Fâtih Sultan Mehmed devri gibi bir değişim asrı yaşandı. Fâtih Sultan Mehmed'in doğup gelişebileceği tek toprak da burasıydı.
Sayfa 20
Reklam
Reklam