Hayatı İslâm'ın dert ve çilesi ile geçmiş, davası yolunda birçok meşakkatler çekmişti. Meşakkatler karşısında yılmayan bir kimseydi. Kur'ân davasına bağlılığın müşahhas bir timsâli, sıddıkıyetin mümtaz bir ferdiydi.
"Anam, babam ve nefsim sana feda olsun Ya Resulallah!" diyen sahabilerin bu asırda fedakâr bir varisi, onlar gibi her şeyini Resulullahın nuruna ve bu nurun yayılmasına hizmet için fedâ eden, bir zatı, alperendi. Mezkur gerçekleri kendisine adeta bir kartvizit yapmıştı, isim ve soy isim yapmıştı. Gündüzlerin, aydınlıkların ve Nur dünyalarının Gündüz Alp'iydi bu yiğit adam.
Milletimizi ilim sahasında veya diğer sahalarda yükseltmek için her şeyden evvel milletimizi tanımaya, bilmeye, öğrenmeye çalışmalıyız. Ve unutmamalıyız ki hakikaten tanımak ve bilmek, bütün ilmi usullere hâkim olan ruhi bir kuvvet sayesinde mümkündür: Sevmek!.. Milletimizi yükseltmek için ilkönce Türk milletini sonsuz ve fedakar bir muhabbetle, bir aşkla sevmeliyiz..
Özür diliyorum ama sizlerle açıkça konuşmak
istiyorum: Her meslekte olduğu gibi, ögretmenler arasında da meslegine layık olmayan çok kişi var.
Bunlar öğretmenlik etmeyi aşağılık bir iş kabul eden
gündelikçilerdir. Böylelerine bir dost nasihati veriyorum:
Öğretmenliği bırakıp kendilerine başka bir meslek
arasınlar. Tüccar olsunlar, başka işler bulsunlar ama canlı bir ruha ve bilgiye sahip fedakar insanların bulunması gereken yerleri işgal etmesinler.
Babam ne mucizeler yaratan bir kahramandı ne de bazen düşündüğüm gibi zalim. Yalnızca herkes gibi kolay incinen bir adamdı. Genelde acı çeken, fedakar eş rolünü oynadığı için acıdığım annem ise dayanıklı, sakin ve sevgi doluydu. Babamı kendine getirebilecek tek şeyse annemin gücüydü.