Bizim için haz, bedenen acı çekmemek, ruhen de hiçbir huzursuzluk duymamaktır.
Felsefe
Eğer bizler birbirimizi göremezsek, birbirimizle buluşamazsak ve bir arada kalamazsak çok geçmeden sevgi duygusu kaybolup gider.
Felsefe
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Zevk çok geniştir. Zevkin işin içine cinsiyeti almasıyla keyif bozulur. Fakat cinsiyeti aşan bir sevgi durumunda, yâni aşkta keyif vardır. Aşk, cinsiyeti aşan bir sevgi durumudur, aşkındır. Bazı kakavanlar aşkı evrime; çoğalmağa, üremeğe dayarlar. Hayır. Aşk insana mahsüstur, hayvanda aşk göremezsiniz. Kesin öylemidir? Leylekler ömür boyu sâdık kalırlar. Bu aşktanmı ileri geliyor, sanmıyorum, "bu bir içgüdüdür. İnsanda her şey iradidir. İradi anlamda sadakatın, vefânın sonucu olarak birbirine bağlı kalmışlarsa ve buna yol açan da aşksa burada bir keyif bulabilirsiniz. Bu noktada artık cinsiyetin rolü olmaz ve o kadın — erkek aşk ilişkisi, kul ile Allah arasında tesis edilir ama her şeyin temelinde kadın — erkek ilişkisi vardır. Ayrıca keyif çok üstün kültürlerde karşılaştığımız bir husustur. Çünkü geriye gittiğimizde yaşama, ayakta kalma mücâdelesi çok şiddetlidir. Yaşama mücâdelesi şiddetlendiği ölçüde insanlar mekanikleşirler.
1000Kitap
Işçiler cemiyetin kahrını çeken ve zaruret içinde yaşayanlar değil midir? Pasta demirlerin içinde fikrini işletmeye fırsat bulamayanlar yoksulluk azabını çekip zengine kim besleyenler ve kâşanelere yumruk sıkanlar değil midir? Işçiler asla affetmeyenler; içlerinde mararet ve sistem taşıyanlar Bu sebepten rahat yaşamak ve hüküm sürmek için fırsat bekleyenler değil midir? O halde nasıl olur da fikri yükselmemiş, hisleri denileşmemiş olanlar, aşk ahlakına asla çıkamayanlar, sınıf kinine ve zümre taassubuna esir olanlar halkı terbiye eder, hürriyete ulaşmak için cemiyetin inzibatını ele alır? Bir amele nazarında Rembrandt'ın ve Beethoven'in ne lüzumu var? Bir felsefe tartışmasının, kelime oyunundan fazla ne kıymeti vardır? Louvre Müzesi'nin duvarlarını dolduran bütün eserlerin ona göre bir demirci çekicinden çıkan Seda kadar tadı var mıdır?
Sayfa 85 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Acıyorum geçmişteki her şeye, görüyorum da: feda edildiklerini...
Felsefe ve Düşünce
“Ama, yurt aradığım günlerde havasını, sessiz ve huzur dolu çevresini çok sevdiğim ve girmek için bir yıl beklediğim bu medrese bozuntusu yurtta, hayatımı kurtarmak için katlandığım kahır dolu günlerden sonra elime geçen ne? Yanlış yaşanmış ve bir daha geri gelmeyecek ilk gençlik yılları değil mi? Yalnız öğretmen çıkaran bir fakülteye, öğretmen olmamak kararıyla girmiş, iyi bir öğrenci sayıldığı halde, dört yıllık bölümünü beş yılda bitirememiş; şiiri ve hikâyeyi denedikten sonra eleştiride karar kılmış, fakat onu da başaramamış bir edebiyat, felsefe ve filoloji öğrencisi; doğulu mu batılı mı olmak gerektiğine henüz karar verememiş bir Anadolu çocuğu olan ben, Beşir Güner, geleceğimden ne bekleyebilirim? Okuyucunun görmediği, bir kısım aydının kuşkuyla göz gezdirdiği, sanatçının okumuyormuş gibi okuduğu ve bir kaç bin satan dergilerin lütfen basıp para vermediği yazılarıma mı, hiç doğmamış bir zengin kızıyla evleneceğime mi, yoksa anlaşamadığım politikacıların beni milletvekili seçtireceğine mi güveniyorum? Kala kala bir gazetecilik kalıyor ki, onu da ne hayaller uğruna bir daha bulaşmamak kararıyla iki yıl önce terk ettim. Dört yıldır hazırladığım ailem benden bir şey beklemiyor ama, aldığım kredinin ödenmesi başıma dert. Kendimi sanatçı bildiğim için de, savruk bir hayata alışmışım. Düzenli yaşamak, dokuzda başlayıp beşte bırakmak, benim için imkânsız gibi. Bu yüzden, evlenip çoluk çocuk sahibi olacağımı da sanmıyorum. Ben tam anlamıyla yanlış yaşamış, kaybolmuş biriyim. Hayatımın ne manâsı var, onu da bilmiyorum.” - Mustafa Miyasoğlu, Kaybolmuş Günler, s. 12-13
Sayfa 12 - elifbe suffe·Kitabı okudu
Alıntı