Amor fati..
Yorum: Amor fati, pasif bir “olan oldu, yapacak bir şey yok” tavrı değildir. Daha derin anlamı şudur: Hayatın yalnızca güzel, başarılı, rahat ve planladığın taraflarını değil; acı veren, geciktiren, bozan, seni zorlayan taraflarını da kendi hikâyenin hammaddesi olarak görebilmek.
Kabullenmek başka, sevmek başka. Kabullenmek, “Bu oldu” demektir. Sevmek ise “Bu da benim yolumun bir parçasıydı” diyebilmektir.
Mesela bir başarısızlık yaşadın. Normal tepki şudur: “Bu olmasaydı daha iyi olurdu.” Amor fati ise daha zor bir soru sorar: “Bu başarısızlık olmasaydı, bugünkü bilincim, sabrım, dikkat seviyem ve karakterim aynı olur muydu?” Çoğu zaman cevap hayırdır.
Çünkü insanı sadece kazandıkları değil, sindirmek zorunda kaldıkları da inşa eder..
*sindirdim (?)
Seneca felsefesi: ..kendini her gün her şeyi kaybetmeye hazırla..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sezinin gerçek gücünü ve ağırlığını hissetmek için, dogmatik yorumlarımızın zihni atmosferinden ve din bilgisinin yargılayıcılığından mümkün olduğunca sıyrılmak, Yehova'nın öfkesi karşısında Yahudi'nin, Yazgı (Heimarmene) karşısında Antik Yunanlının, tanrıların öfkesi (ira deorum) karşısında ilkel insanın hissettiği ürpertiyi yakalamaya çalışmak zorundayız.
Yaşamın yaratılış gayesine uygun olarak yeterince zorluk
ve acı insanın önüne belirli periyotlar hâlinde zaten çıkar.
İnsan bir de yorum gücünü kötümser yönde kullanırsa
boyunu aşan sulara girmiş olacaktır. Zaten zor olan bir yaşamı daha da zorlaştırmaya sebep teşkil eden kötümserlik hastalığından kurtulmanın yoluna bakmak gerekir.
İbn Rüşd'e göre din, varlıklara akılla bakmayı ve değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu bakımdan bilimin temeli ontolojiktir. Felsefe de varlıkları incelemek ve onların Allah'a delaletini araştırmaktan başka bir şey değildir. Böylece o, epistemolojik olarak din ile onun süt kardeşi dediği felsefeyi entegre etmektedir. Ona göre felsefe kabiliyetli insanlara hikmeti öğretirken şeriat ise avama hitap eden bir yoldur. Bu bakımdan İbn Rüşd, "her nebi bilgedir ama her bilge nebi değildir" der. Dolayısıyla onun düşünce sisteminde din ile akıl birbiriyle çatışırsa bunun sebebi ya felsefenin açıklama yaptığı bir konuda din sessiz kalmıştır veya o konuda önceden dogmatik bir tanımlama yapmıştır. Bu noktada akıl ile din arasındaki çatışmada literal anlam yerine mecaza yönelerek "te'vil'(felsefi yorum) tek mantıksal çözüm yoludur. Ancak te'vil, uzmanı tarafından yapılmalı ve avama bırakılmamalıdır. Böyle bir akıl yürütme yöntemine sahip olarak İbn Rüşd, söz gelişi dinde farklı yorumlamaların olabileceğini, dinî bilginin en az felsefi bilgi kadar çoğulcu bir yapıda olduğunu; bu yüzden filozofların ve mutasavvıfların kelamcılara göre daha hoşgörülü olduklarını iddia eder.