Kitabın ilk yarısını hatta daha doğrusu yüzde otuzluk kısmını okurken böyle çok sevemeyeceğim bir kitap olarak düşünmüştüm ama kitabı okudukça diğer karakterler daha çok dahil olmaya başladıkça aslında kurgu daha da güzel oluyor.
Rina tabii ki yine şovunu yapmış ters köşeler yaşattıkları şeyler olaylar gerçekten çok güzeldi bir noktada Violet‘in başına gelen şeylere az çok tahmin etmeye çalıştım hatta tahminim yüzde yetmişlik kısmı da doğru çıktı ama hangi aile olduğunu düşünememiştim ben ben açıkçası Ozborn ailesiyle bir bağ olur diye düşünüyordum, ama tabii ki Ryancığım bize daha fena ters köseler yapmış.
Jude, yani tam bir kaotik karakter şiddet dolu düşüncelere de intikamla dolu ama Violet’e karşı koya mayışı gerçekten güzeldi.
Violet o kadar içine kapanık ve yaşadığı travmalardan dolayı o kadar depresif bir karakter ki aslında benim çok sevdiğim karakter değil kitaplarda açıkçası o yüzden ilk başlarda ona ısınmam çok zor oldu ama o ilk kitapta da gördüğümüz koma halinden sonraki süreçte kafa yapısının değişmesi düşünceleri davranışları gerçekten çok daha güzel oldu ve oradan itibaren karakteri daha çok sevdim ve sanırım bu yüzden kitabı da daha çok sevdim.
Sonlara doğru bize yaşattığı şey inanılmaz kalp kırıcı şok edicidi yani gerçekten oraya okuduğunda ne düşünmem gerektiğini bilemedim üçüncü kitabın akibeti ne olacak gerçekten şüpheye düştüm bir an.
Marcus ve Preston gerçek bir nefretten aşka hikayesi olacak bence o yüzden bir an önce çıksın ve okuyalım.
Tekrar okudum fena degil. Cehenneme ovgu kada4 etkileyeci degil ,ama yasam icinden degisik ayrintilar buluyorsunuz. 30 yas ustu icin daha anlamli bir kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Herkese selam, öncelikle bu kitabı okumak için biraz geç kalmış gibi hissediyordum. Çünkü bir zamanlar çok popülerdi, ben de o zaman almıştım ama rafımda duruyordu. Ve dedim ki ben bunu neden okumuyorum? Kitaba başlarken ilk sayfaları sıkıcıydı. Neden bilmiyorum ama bir önyargı ile yaklaştım ve hiç sarmayacakmış gibi hissettim. 30. Sayfalardan sonra işler değişti. Hep bir anda aşırı hızlı akmaya başladı. Yer yer sıkıldığım kısımlar yine oldu ama konusu o kadar içine çekti ki hızlı hızlı okudum. İçeriği ve konusu o kadar güzeldi ki.. kısaca bahsetmem gerekirse: Alice Sun diye bir ana karakterimiz var. Kendisi Çin'in en önde gelen okullarından birisi olan Airington'da yarı burslu bir öğrencidir. Kendisi okulun en başarılı iki öğrencisinden birisidir ve tek yarı burslu öğrencidir. Yıllardır kendisine ezeli rakip olarak gördüğü Henry ile birinciliğini paylaşmaktan çok sıkılmıştır. Bir gün yine Henry ile ödül paylaştığı bir ödül töreninden çıkarken aniden görünmez olduğunu fark eder. Buna bir çare ararken bir yandan orta durumlu ailesi zengin ve soyluların rahatça erişebildiği bu okulun masraflarını artık karşılayamaz duruma gelir. Okulunu bırakmak istemeyen ve görünmezliğiyle başa çıkmaya çalışan Alice, akademik rakibinden bu konuda yardım ister. Görünmezliğini kullanarak okuldaki en ulaşılamaz kişilerin bile sırlarına erişebileceği bir konuma gelir. Öncelikle Alice tamamen bendim. Uzun süredir bir ana karakterde kendimi böylesine görmemiştim. Akademik başarı açısından mükemmel olmaya çalışması çünkü bunun elindeki tek kozu olmasını iliklerime kadar hissettim. Çünkü herkes kendisinden binlerce adım önde. Birisinin model olan bir annesi, diğerinin ona miras olarak bir şirket bırakacak babası var. Alice nihayetinde Henry ile aynı ödülü alsa da aynı değeri ve övgüyü
Mehmet Akif Ersoy'un şiirlerini bir araya topladığı bu eserin ön söz kısmını çok beğendim. Mehmet Akif hakkında bilmediğimiz ne çok şey varmış. Boğaz'ı yüzerek geçebildiği, saatlerce kürek çekebildiği, atlama ve taş atmayla ilgilendiği, güreş yapmayı sevdiği anlatılıyor. Aynı zamanda karakter özelliklerine de değinilmiş. Verdiği ve aldığı söze, dostlarına ne kadar bağlı olduğu arkadaşlarının bizzat yazdığı anılarla anlatılmış. Aynı zamanda muazzam bir hafızası varmış, verdiği derslerde hiç kitap açmadan yüzlerce şiiri ezbere okur, anlatırmış. Bunun yanı sıra derslerinde kendi şiirlerini işlemez, ayıp olarak görürmüş. Mithat Cemal Kuntay onun için şöyle söylemiş: İlk tanıdığım zaman ona inanamadım: Bir insan bu kadar temiz olamazdı. Fena aktör, melek rolünü oynamaktan bir gün yorulacaktı. Doğal olmayan bir erdemden yorulan yüzünü bir gün görecektim. Ama otuz beş yıl bugün gelmedi. Otuz beş yıl onun yanından her çıkışımda, kendime hep bu soruları sordum: Bu alçak gönüllülük, kendi kendini inkar edercesine nasıl çıkıyordu? Mahrumiyetlerinden yılmayan ahlakıyla, kendisini nasıl kahraman sanmıyordu? Onu yakından tanıyanlar için, her geçen gün, nasıl onun lehine geçen bir gün oluyordu? Onun temizliği yanında insan kendi günahlarından mustarip olurken, o, kendisinin sizden başka olduğunu nasıl görmüyordu? ...
Kendisi şiire yönelme sebebinin düzyazıda başarısız olduğunu düşünmesi olduğunu söylüyor. Dindar bir nesilden gelmesine rağmen dindar görünen sarıklı hocalara şiirlerinde yaptığı eleştiriler gülümsetti. Aynı zamanda Müslüman diyarlara yaptığı gezilerde gördüklerini de şiirlerinde anlatmış, günümüze kıyasla çok da fazla bir değişiklik olduğunu düşünmüyorum. 2. Abdülhamid yönetiminden de pek haz etmediğini şiirlerinden anlıyoruz. Genel olarak şiirlerinde değindiği
İlk kitaptaki o "klasik fantastik yolculuk" hissi Büyük Av ile tamamen geride kaldı; Jordan bizi resmen devasa ve tekinsiz bir dünyanın ortasına fırlattı. Siyasi entrikalar, Seanchan tehdidi, avlanan o meşhur korno derken tempo hiç düşmedi ama bu kitabın asıl olayı benim için kesinlikle karakterlerin o muazzam olgunlaşma süreciydi.
İki Nehir’in o saf, köylü çocuklarının üzerlerindeki devasa kaderle yüzleşmelerini izlemek müthişti. Rand’ın o deli gömleğini giymemek için verdiği iç savaş, Egwene’in yaşadığı o ağır travma... Hepsi karakterleri büyüttü.
Ama bu kitapta benim kalbimi açık ara Nynaeve çaldı! Onun o kimselere boyun eğmeyen inatçı gururuna, sevdikleri söz konusu olduğunda dünyayı yakacak o korumacı öfkesine bayılıyorum. Kuledeki o kabul edilmişlik sınavı sahnesinde yaşadıkları, o kibirli Aes Sedai dünyasına karşı o örgüsünü çekiştirerek dik duruşu resmen kitabın zirve noktasıydı. Serideki favori karakterim ilan ettim kendisini; o ham gücü ve sadakati inanılmaz güven veriyor.
Karakterlerin o çocuksu hallerinden sıyrılıp birer savaşçıya dönüştüğü, Falme’deki o epik finaliyle akıllara kazınan şahane bir devam kitabıydı. Çark dönüyor ve bu macera fena bağımlılık yapıyor!
Puanım: 9 / 10
Büyük AvRobert Jordan · İthaki Yayınları · 20031,499 okunma
Açıkçası okunması gereken bir seri Mater Serisi. Bilimsel bilgilerden sıkılmayacak kişiler için gayet başarılı bir kurgu. Yazarın Biomortwm kitabını da okumayı düşünüyorum önceden okuyan varsa biraz bilgi fena olmaz.