Abdülmecit - Hıfzı Topuz
Puan vermedi·208 syf.··
2025 3. kitabı
Topkapı Sarayı’ndayım. Zaman durmuş gibi. Her taşın altına gömülü bir fısıltı her pencerenin pervazında hapsedilmiş bir bakış var. Görüyorum, duyuyorum. Sarayın bahçelerinde yürürken içimde tanımadığım bir aidiyet hissi. Çok tuhaf. Sanki orada bir ömür yaşamışım da yeniden dönmüşüm gibi... Ama Dolmabahçe bambaşka bir dünya… Topkapı, bir efsane gibi fısıldıyorsa Dolmabahçe bir rüyayı bağırıyor. Ve işte Dolmabahçe Sarayı’ndayım. Boğaz’ın kenarında mermer merdivenlerde durup yukarı bakınca başım dönüyor: kristal avizeler, Fransız mobilyalar, tavan işlemeleri, sütunlar ve her biri ayrı diyarlardan gelmiş fildişleri, postlar, halılar... Devasa salonlarda gezinirken fark ettim; sağ ile solun birbirine küsmeden durduğu, bir aynanın içinden yansıyan dünyaların birbirini taklit etmediği aksine tamamladığı o büyülü çizgiyi… Simetri, ruhu dengeye çağıran estetik yasası. Zihnin huzuru. Gözün gıdası. Evrenin sessiz matematiğini içinde saklayan bir biçim değil sadece, niyetin de düzeni. İki gözümüz vardır, iki de kulağımız. İnsan kendi içindeki dengeyi dışarıda arar. Kaosun içindeki güzelliği görebilmek ise ancak denge ile mümkün olur. Sultan Abdülmecit de bunu anlamış olabilir. Topkapı’nın iç içe geçmiş labirent gibi kurgulanmış gizeminden sıyrılıp Dolmabahçe’de ölçülü zarafetini aradı belki de. Sarayın bahçesinden Topkapı Sarayı’na baktım ve hayal ettim o eski zamanları... Bir yaz günü sabahında Sarayın kubbeleri kara bulutlarla kaplı, Haliç’in suları donmuş gibi hareketsiz, rüzgâr sarayın taş merdivenlerinde çekine çekine dolaşıyordu... Hünkâr dairesinin içinde ürkütücü bir sessizlik vardı. Dışarıda ise fısıltılar giderek çoğalıyordu. Kapıkulu askerleri kalkanlarını gökyüzüne çevirmiş gibi susuyor, haremde cariyelerin yüzleri birer gölgeye dönüşüyordu. Veliaht Abdülmecit
AbdülmecitHıfzı Topuz · Remzi Kitabevi · 2009379 okunma
Okuyacak binlerce İnce Memede...
10/10
·639 syf.··
Beğendi
·
2023 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2023 17:32
Oy oy İnce Memed. Bu dörtlemeye nereden başlasam nasıl başlasam aklım almıyor bir türlü karar veremiyorum. Çünkü Yaşar Kemal külfetli bir yazar, değerlendirmek de bir o kadar güç. Kitabın kendisine bakacak olursak çeyrek asırdan fazla bir zaman diliminin sonunucunda, 32 yıla yakın bir zamanda yazılmış eser. Yaşar Kemal'in hayatından da izlerin görüldüğü ve ömrünü verdiği diyebileceğimiz bu eser temelde eşkıyalığı esas alarak dönemin toplumsal yapısını, tarihini, köylülere nasıl bir gözle bakıldığını, giyim kuşamlarından tutun, ağız özelliklerine kadar çok konuda belgi veriyor. Hatta tarihî belde de diyebileceğimiz bir eser. Çukurava'nın yapısını, ne kadar verimli topraklarının olduğunu, sıtmasını, sıcağını... İnsanların, köylülerin nasıl zulümlere uğradıklarını, onlara ne kadar değer verdiklerini, savaşa gidenlerin dönmeyip geride kalan sevdiklerinin ne kadar zorluklarla hayatlarına devam ettiklerini, askerî gücün yani jandarmaların, komutanların, çavuşların, onbaşıların köylü insanları, çocukları ne denli sevdiklerini!!! Çeltik ekmek için çocukların ölümüne ferman veren ağaları, onların yardakçılarını, ayaklarının dibinde kul köle olan insanları... Dönemin sosyolojik ve psikolojik yapısını çok çok iyi anlatıyor yazar. Bu dörtlemenin her bir kitabında da öyle inanılmaz betimlemeler tasvirler var ki, hayran olmamak elde degil. Bunları nasıl yazıya döktüğüne, nasıl bir hayal gücüne ve yılların biriktiği deneyimlere hayran olmamak mümkünü yok elde değil. Kuşun, toprağın, dağın, insanın, börtü böceğin tasvirleri öyle güzel betimlemelerle veriliyor ki, renkleri, hareketleri, yalp yalp yansıması. İnsan bu betimlemeleri başta okurken biraz sıkılabiliyor belki ama sonuna geldiğinde de geriye dönüp tekrar tekrar okuma isteği duyuyor. En azından bende öyle oldu :) Yaşar
Edebiyat
İnce Memed 4Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202121,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·259 syf.··
2021 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2021 13:11
Kitap iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısımda öldürülen sadrazamlar, ikinci kısımda da devrilen padişahlar ve öldürülen şehzadeler anlatılıyor. Osmanlı döneminde, ilki Fatih dönemindeki Candarlı Halil Paşa, sonuncusu da II.Mahmut dönemindeki Benderli Ali Paşa olmak toplamda 44 sadrazam padişah emri ile boğularak öldürülmüş. Ayaklanmalarda öldürülenler bu rakamın dışında. Toplamda 182 sadrazamın görev yaptığı düşünülürse aşağı yukarı sadrazamların % 25’inin idam edildiği görülüyor. Yani Sadrazam olmak çok tehlikeli bir şeymiş. Öte yandan görülüyor ki sadrazam olmak çok tehlikeli ama padişah olmak ya da padişah adayı şehzade olmak da bir o kadar tehlikeli. Özellikle Fatih’in evlat ve kardeş katlini serbest bıraktığı andan itibaren sarayda muazzam bir şehzade katliamı başlıyor. Kardeşlerini, çocuklarını boğduran padişahları okuyunca insanın tüyleri ürperiyor. Neticede 36 padişahtan 14’ünün zorla tahttan indirildiği pek çoğunun öldürüldüğü, hele hele tahta çıkan padişahların birkaç istisna dışında kardeşlerini, kardeşlerinin çocuklarını velhasıl tahta göz dikecek ne kadar erkek varsa boğdurduğu bir devlet yapısını, başlangıçta kılıç kuvveti ile kurulan devletin, geçen zaman içinde buna bilimsel gelişmeleri katamadığını, Avrupa’da yaşanan Reform ve Rönesans’ı ıskaladığını, matbaayı bile 300 yıl sonra getirip cehaletin kör karanlıklarında debelendiğini, taht kavgaları ve entrikaların içinde kendi kendini yok ettiğini görüyoruz. SPOİLER VE ÖLDÜRÜLEN SADRAZAMLARIN ÖZETİ Aşağıda padişahlar sırası ile yer almakta ve her padişah döneminde öldürülen sadrazamlar ve öldürülüş nedenleri yer almaktadır. Osman Gazi (1299-1326)- Yok Orhan Gazi (1326-1359)- Yok I.Murat (1359-1389)- Yok Yıldırım Beyazıt (1389-1402)- Yok I.Mehmet (Çelebi Mehmet)(1413-1421)- Yok II.Murat (1421-1451)-
Tarihin Saklanan YüzüÇetin Altan · Afa Yayınları · 1994138 okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2020 23. kitabı
“Adalet, dünyanın izzeti ve sultanın gücüdür.” Hz. Muhammed(sav) Denilebilir ki Selçuklu Sultanı Melikşah’ın hükümdarlığı boyunca yaptığı en şahane işlerden birisi de Siyasetname’nin yazılması için ferman buyurmasıdır. Geçerliliği hala devam eden ve dünya dillerine çevrilen bir eser. Hükümdarın emrini hayata geçiren Nizamülmülk eserini oluşturduktan sonra şu ifadelerle eserini tarif etmiştir: “Hem nasihat, hem hikmet, hem destan, hem Kur’an tefsiri, hem hadis, hem peygamberler kıssası, hem geçmiş adil padişahların maceraları, bizden evvelkilerden haber verirken kalanlardan meyveler devşirir. Uzun olmasına uzun lakin özlüdür. Adil hükümdara yaraşır yazılmıştır.” Kendi eserinin hikmetini bu sözlerle özetlemiştir. Biraz da ben övsem hakkını veremem ama gerekli görüyorum. Zira okuma durumumu uzun süre meşgul eden bir eser oldu. Kendisinin bahsettiği gibi menkıbe ve ayetler kullanmasının yanı sıra büyük bir tarih barındırıyor. Devrinde ve öncesinde yaşanan mezhep savaşları, haşhaşi tehlikesi, isyanlar… ve daha birçok olayı ve bunlar karşısında hükümdarların tutum ve davranışalrını olması gereken ya da olması gereken şeklinde anlatırken hükümdarlarda olması gereken özelliklere değinir. Bunları yazarken kendisi için örnek aldığı ilkelere de değinir. Bir vezirde olması gereken vasıflar kısmında çoğunun kendisinde olması onun keskin zekasının örneğidir. Kendi döneminde yaklaşık iki hükümdar Alparslan ve Melikşah devri olmak üzere otuz yıl vezirlik makamı ile yaptığı işler; askeri, eğitim, adalet, maliye.. gibi düzenlerle sistemini oturtmuş olması eserinde desistem tavsiyelerinin yansımasına vesile olmuştur. Özellikle Nizamiye medreselerinin dünyaya kattığı devlet adamları ve ilim yuvalarının temeli olduğuna değinmek gerek. Kitap
SiyasetnameNizamülmülk · Timaş Yayınları · 20164,721 okunma
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2019 12. kitabı
Hıfzı Topuz ABDÜLMECİT 1808 yılında tahta çıkan 2. Mahmut’un ilk işi 3. Selim’in öldürülmesi işine karışan 31 kişiyi idam ettirmek oldu. Abdülmecit Döneminde padişah dâhil, sofrada yalnızca kaşık kullanılıyordu. Masa ve sandalyenin kullanılmaya başlaması için yıllar vardır. Çatal ve bıçak yıllar sonra kültürümüze girdi. O yıllarda kahvaltı ve yemek, sini/tepsi üzerinde yeniyordu. Hareme giren kadınlara genelde Farsça isimler verilirdi. Bu kadınlar ile sultan arasında nikah kıyılması gerekli görülmezdi. Çünkü kadınlar sultanın malı sayılırdı. Ancak Abdülmecit, iki kadınla düğün yaparak ve nikah kıyarak evlendi. Bunlardan biri PERESTİ adlı harem kızıydı. Genel olarak padişahların çoğunun gözdeleriyle ciddi sorunları vardı. Haremdeki kadınlar için bir cetvel tutulurdu. Bu geleneği Abdülmecit getirmişti. Tanzimat Fermanı Pazar günü okunmuştur. Bu ferman ve içeriği, üst düzey yöneticilerden halktan kimselere kadar hiç kimseyi memnun etmemişti. Abdülmecit zamanının önemli paşalarından olan Damat Sait Paşa, rüştiye okullarında Coğrafya dersinin okutulmasına kafir işi demiş ve karşı çıkmıştır. Tanzimat, vergi toplama usullerini de değiştirmişti. Eskiden vergi peşin olarak toplanmaktaydı. Bu işi mültezimler yapmaktaydı. Vergilerin devlet memurları tarafından toplanmaya başlamasının yankıları uzun sürmüştür. Mültezimler Tanzimat’a bu nedenle karşı çıktılar. Onlar için büyük bir kazanç kapısı kapatılmış oluyordu. Takip edene dönemlerde çıkan iç isyanların çoğunda MÜLTEZİM lerin olduğu görülür. Dönemin bütün yazışmalarında Osmanlı Devletinden TÜRKİYE olarak söz edilir. Fransa, İngiltere ve Rusya devletin adını; TÜRKİYE olarak kullanır. CERİDE-İ HAVADİS GAZETESİNİN HİKÂYESİ William Churcill, Kadıköy yakınlarında avlanırken yanlışlıkla bir çocuğu vurdu. Bunun üzerine tutuklandı
Tarih
AbdülmecitHıfzı Topuz · Remzi Kitabevi · 2009379 okunma
Bizantion'dan İstanbul'a uzun soluklu bir yolculuğa hazırlanın
10/10
·590 syf.·
Beğendi
·
2019 1. kitabı
Nevzat Başkomiserle yaptığımız uzun soluklu tarih gezisi beni İstanbul'un geçmişiyle tanıştırdı, geçmişe döndüm geçirilmemiş yılların acısına. Krallar, sultanlar, padişahlar mimarlarla görüştüm. Nice Entrikalar, ölüm fermanları, aşklar, ihtirislar, hayal kırıklıkları ile karşılaştım. Hem hüzünlendim, hem güldüm, yeri geldi hadi ama bu kadar da basit olamaz dedim. Dediğimde boğuldum çünkü derinliğini sonradan anladım. Bugüne geldim İstanbul'a baktım gözlerim karardı güneşi göremedim yüksek binalardan, hafriyatın tozundan. Eve girdim, oturdum çalışma masama ve şu an unutmadan, aklımdakileri yaşadığım duygularla beraber kağıda dökmeye çalışacağım. Kalemim keskin olsun. " Byzantium'un efsanevi Kralı Byzas'la ilk Sarayburnunda karşılaştım yani körler ülkesinin(Kadıköy) karşısında. Zamanım az olduğundan aceleyle Konstantinopolis dönemine gittim. Hıristiyanlığı ilk kabul eden Roma imparatoru 1. Konstantin'i gördüm, milattan sonra 330 yıllarında Roma'nın başkenti seçilen bu şehre bakarken, gelecekte gökdelenlerle dolacak ıssız, uçsuz bucaksız topraklara bakakaldım, birden bir sarsıtı geçirdim. Denizi görebileceğim yükseklikte olan bir surun üzerindeydim. etrafıma bakındım Nevaz Başkomiseri gördüm. N'oldu, neredeyiz der gibisinden bir bakış attım. Anladı bakışlarımdan tabi, ne de olsa tecrübeli bir polisti. 'Konstantinopolis'in yüzyıllarca ayakta kalmasını sağlayan surlardasın, arkanda da adını bu surlara vermiş, surları yaptıran 2. Teodosius' dedi. Arkamı dönüyordum ki Ayasofya'yı gördüm. Neler olduğunu anlayamadım ama zamanda yolculuk yaparken vakit çok hızlı geçiyordu herhalde, aynı, zamanı yakalamaya çalışan zavallılar gibiydim. Mevlana'nın sözü geldi aklıma 'Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını zamanla öğrendim.' Bu mükemmel tapınağı yaptıran Jüstinyen,
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943,1bin okunma