Osman Gazî döneminde tüm Anadolu Türkmen beyleri, Selçuklu sultanının bir menşûrla atadığı beyler/emîrler durumunda idiler ve onlardan hiçbiri sultan unvanını almaya cesaret edemezdi. Böyle bir hareket, meşrû hükümdara, Selçuklu sultanına ve İlhan'a karşı isyan anlamına gelirdi. Selçuklu Devleti kadrosunda, sınır bölgelerinde, Kastamonu ve Ankara'da sultanın menşûru ile atanmış "sipâh-bed" veya "sipeh-sâlâr" unvanı ile emîrler vardı. Onların emrinde sınırın en ileri kesimlerinde yerel Türkmen uc beyleri, gazâ faaliyeti gösterirlerdi. Osman Gazî bu uc beylerinden biri, Kastamonu bölgesi sipah-sâlârı olan Çoban oğullarına bağlı idi (Pachymeres). Demek ki, Osman için o zaman şöyle bir hiyerarşi mevcuttu: Osman, Kastamonu emîrine, o da Selçuklu sultanına, Sultan da İran'daki İlhan'a bağımlı idi. Siyasî otorite, bu bağımlılık zinciri içinde meşrûluk kazanırdı. Menâkibnâme geleneğinde, Osman Gazî'nin Karacahisar fethi üzerine (1288) Selçuklu sultanından bir menşûr ile resmen sancak beyliği unvanı aldığı iddia edilmiştir. Bu gerçek veya sonradan eklenmiş bir iddia olabilir. Osman oğlu Orhan Gazî'nin 761/1360 tarihli vakfiyesinde Osman Gazî, Bik (Bey) diye anılmıştır. Herhalde Osman, daha sağlığında, beylik iddiasında bulunmuş olmalıdır. Eski rivâyette, Karacahisar fethinden sonra bu bağlamda, Osman'ın devlet politikasına ait kararları üzerine ilginç bir bölüm ayrılmıştır (Aşıkpaşazâde 9. Bab). Kardeşi Gündüz ile konuşmasında Gündüz yağma akınlarına devam önerisinde bulunur. Buna karşı Osman der ki: "Bu nevâhîlerümüzü yakıp yıkıcak, bu şehrümüz kim Karacahisardur, ma'mur olmaz. Olası budur kim, komşularımız ile müdârâ dostlukların edevüz." Osman, Germiyan tarafından gelen yağma akınlarına karşı bölge Hristiyanlarını koruma görevini üstlenmiş, fetholunan yerlerde yerli
Sayfa 11 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Hicret , kaçmak, rahata kavuşmak ,demek değildir mücadele devam etmek. fethe zafere hazırlanmak için çalışmak kuvvetlenmek demektir .Efendimiz ,Mekke'de kalsaydı, fetih olmazdı.Fetih hicretten sonra oldu.
Sayfa 48·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Cengiz Han, kendisine mesafeli bir uzaklıktan refakat eden kezegullar ve yasavullarla birlikte yoluna devam etti. Zihninde çeşitli düşüncelerle an be an eyerinin üzerinde dikilip dikkatle etrafına bakınıyor, itaatkâr bir şekilde ve şevkle dünyayı fethe giden on binlerce askerden oluşan birliklerinin hareketlerini izliyordu. Bu birlikler onun şahsi iradesine itaate ve planlarını şevkle yerine getirmeye öylesine hazırlardı ki, her biri kendi içinde tıpkı onun gibi muktedir olmayı isteyen özgür birer insan değil de adeta atının dizginlerini tutan elinin parmakları gibiydiler.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Ebu’l Feth’e yaraşır bir duâ…
•el-Kâmûsü’l-Muhît adlı eserin giriş kısmında yer alan dua; Bu nüsha yüce sultan,azametli hakan, dinin bayraklarını diken, muazzam Rum beldesi Kostantiniyye’yi fetheden zâtın kütüphanesi için hazırlanmıştır. Allah onun ömür hânesini geceler ve gündüzler devam ettiği sürece mâmur ve ebedî eylesin. Hükümranlığının yularını, sonsuzluk ve bekâ sütunlarına bağlasın. Âmin.
Türkler Gazne'yi ele geçirip, Nası-ru'd-Din Sebüktekin Gazneliler devletini kurunca, hemen Hint'e doğru fethe girişti Sebüktekin'in açtığı yol, halefleri özellikle de Yeminu'd-Devle Mahmut Allah rahmet etsin tarafından otuz küsur sene devam ettirildi Bu dönemde Hintliler, birçok kez mağlup edildikleri gibi, pek çok Hint kenti ve tapınağı da tahrip edildi Sultan Mahmut, verdiği mücadele ve gösterdiği kahramanlıklardan ötürü zamanla bütün Hintli yöneticilerin korkulu rüyası oldu Bundan dolayı bugünkü Hintli yöneticiler Müslümanlara son derece kin ve nefret beslerler Onlar, diyanet ve siyaset gereği bütün yabancılardan özellikle de Müslümanlardan korkar ve çekinirler. Bunun muhtemel nedeni, Hint âlimlerinin fethedilen yerleri bırakıp henuz İslâm eli değmemiş Keşmir ve Benares gibi uzak yerlere çekilmeleri ve hayatlarının geri kalan döneminde yaşadıkları bu olayların etkisinde kalmalarıdır Bundan dolayı Hintliler ile yabancılar arasındaki çatışma, büyük oranda dini ve siyasi kaynaklardan beslenmektedir
(...) İlk dört halife (632-661) İran'dan Mısır'a kadar Yakın-Doğu'yu fethetmişlerdi. Şam 635'te, Ku­düs, Antakya ve Basra ise, 638'de düştü. Fetihler hızlı bir ivme kazana­rak ardarda geldi: İran (637-650), Mısır (639-642). 66l'den 750'ye ka­dar Şam Emevileri, hilafet topraklarını doğuda Afganistan'a, batıda ise Kuzey Afrika ve İspanya'ya kadar genişletmeye devam ettiler. Berberile­rin bölgesel özerklik istemesini ustalıkla değerlendirenler, şiilik (özel­likle haricilik) kartını da kullanarak fethe karşı koymaya çalıştılar. 711'de müslüman ordusu, Afrika'ya (Afrika'nın kuzeyine) geçti ve batı­nın en ucuna (Mağrib el-Ahsa'ya), Cebel-i Tarık boğazına vardı. Sonra muhtemelen Ceuta'lı Bizans valisi ve yahudi yardımıyla, kent mer­kezleri sıkıştırıldı, Endülüs'ün (bilinen etimolojisi belki de Vondalicia) ve bugünkü İspanya ve Portekiz'i içine alan İberya Yarımadasının Vizi­gotlar krallığının fethi gerçekleştirildi. Toledo'nun başkenti düştükten sonra, Araplar Pireneler'e kadar mutlak bir hakimiyet kurdular. Özel­likle Charles Martel, onların Fransa'ya yaklaşmalarını Poitiers'de frenle­diği zaman (732) hızları dağlarda kesildi. 750'de Bağdat'lı Abbasiler ta­rafından tahttan indirilen son Emeviler, Endülüs'e sığınacaklardı. Muh­teşem Kurtuba (Cordobe) Halifeliği, 756'dan, "grup kralları"nın anarşi dönemine kadar (1031'den 1090'a) devam etti. Sonra İspanya'nın kuze­yindeki hristiyan devletler, kararlı bir yarma harekatı gerçekleştirip 1085'de Toledo'yu geri aldılar. Murabıt (1090-1145) ve Muvahhid ber­beri (1157-1223) hanedanlıkları tarafından arka arkaya işgal edilen İs­panya, müslümanlar tarafından yavaş yavaş boşaltılmaya başlandı. 1492'ye kadar Akdeniz kıyısı üzerinde dar bir toprak şeridi içinde Gra­nada Nasriler (Beni Ahmer) emirliği olarak kaldılar. 827'de Afrika'lı
177-178·Kitabı okudu