“Bu Ülke” Cemil Meriç’in eşsiz bilgi kütüphanesinden bizlere sunduğu bir mükafat. Onun engin irfan deryasına bir kap daldırıp kendimize ne alabilirsek kar. Bu Ülke’nin eşi olan bir kitap yok. Bunları çok beğendiğim için mi söylüyorum, hayır. Bu Ülke’yi hakkıyla anlamak, her satırını, her sayfasını idrak etmekse bir Cemil Meriç olmadıkça neredeyse imkansız.
“Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım hiç değilse. Hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji aptalların tarihi.” diyor Cemil Meriç. Bu sebeple öncelikle hayatına bir göz atalım.
Cemil Meriç, çocukluğunu Fransız mandası altındaki Hatay’da çok zor şartlar altında geçirmiş. Aile ve çevre şartları onu zor yıllara mahkum etmiş. Arkadaşlarından dışlanmış, okulda istenmeyen bir öğrenci olmuş. Hayat onu şu satırları yazdıracak kadar zorlamış: “Düşman bir çevrede ister istemez kitaplara kaçıyorum. Yaşamak için kendime bir dünya inşa etmek zorundayım. Anlıyorum ki, zalim ve kıyıcı bir gerçekten kurtulmanın tek çaresi, reel dünyadan kitaplar dünyasına sığınmak.” Her şey de bir hayır vardır deriz ya hani. Cemil Meriç’te de aynen böyle oluyor. Dış dünyadan uzaklaştıkça iç dünyasına kapanıyor. Kitaplara. Kendi deyimiyle kitap, yani ışık. Ardından şu sözler dökülüyor kaleminden “İnsanlar kötüydü, kitaplara sığındım.”
Kitaplara sığınmasının ardından yazı hayatına atılıyor. İlkokul ve Lisede tüm kompozisyon yarışmalarında birinci oluyor. Sonrasında ise “Başka bir iklimde, başka bir çağda doğam düşüncenin kendi toprağımızda dirilmesi” olarak nitelendirdiği çeviri hayatına başlıyor. Balzac ve Fransız Edebiyatı başta olmak üzere ülkemize birçok kitap kazandırıyor. “Hayatı kalemiyle kazanmak zorunda olan bir adam... Yıllarca yaşamak ve yaşatmak için Balzac çevirdim.”