Ateşi bol olsun
Kara Eylül olaylarında Ürdün'de 7.000'den fazla Filistinli hayatını kaybetti. 1976 yılına gelindiğinde Hafız Esed Lübnan'da Hristiyan Falanjist milisler ile ittifak yaparak Filistinlilere ait mülteci kamplarına saldırdı ve binlerce Filistinlinin katledilmesine ordusuyla birlikte iştirak etti. 1985 yılında da yine Esed'in destek verdiği Emel Örgütünün kuşattığı mülteci kamplarındaki Filistinliler, İslam alimlerinden kedi-köpek yemek için fetva istemişler, bu fetvanın verilmesi sonucu kedi-köpek yiyerek hayatta kalmışlardır.
Sayfa 86 - İz·Kitabı okuyor
Alıntı
Daha 16. yüzyıl ortalarında, özellikle Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bayezid olayları sırasında, Anadolu'da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacı ile rakip şehzâdeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci, yevmlüler, levendler adı ile bu kargaşayı desteklerken, öbür yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve maʻzul sipahiler, bu kaynaşmanın ön safında ortaya çıkmışlardır. Öbür yandan, ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıcalıklarından yararlanmak isteyen, fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı, sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanıyor, yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çetelerini kuruyorlardı. Eskiden Anadolu'nun fazla nüfusu için Balkanlar, bir taşma ve göç bölgesi idi, uclar ise askerî hizmete girmek isteyenlerin gönüllü, garip-yiğit adı ile koşuştukları bir er meydanı idi. 16. yüzyılın ikinci yarısında, bir yandan Avrupa'da yayılma durakladı; yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü; öbür yandan, yukarıda söylediğimiz gibi, büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Fakat birçok belirtiler, bu varsayımı doğrulamaktadır. Kıbrıs'ın fethinden sonra, 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanlas Anadolu, Karaman, Rûm, Zulkadı-riyye (Dulgadır) vilâyetlerinde, toprak sıkıntısı çeken, vergi tahrir defterlerine yazılmamış olan, bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan, toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar, şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs'a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. Böylece, yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler, 5.720 hâne olarak saptanmıştır. Bunun yanında, kendi isteği ile
Sayfa 191 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Fakat kalıbın içinde insan yine o insandır. Pususunda bekliyen aç, haris, alçak, müraî, hilekâr, sinsi ve ahmak insan! Her devre göre fetva verilir, her kalıba göre dua edilir, eski dostlar bir pula satılır. Bir cemiyet bir lokma için alçakça düşmana teslim edilir, bu Allahın yarattığı en kötü çamurdan, benim yuğurduğum maskara ve rezil insan!
Sayfa 28
"Beni en çok üzen içten pazarlıklı, her lakırdıdan kendine göre mana, fetva çıkaran insanlarla konuşma mecburiyetidir."
Sayfa 155·Kitabı okudu
İbnu Mesud derdi ki: “İlim, çokça rivayetlerde bulunmak değildir. İlim ancak Allah’a karşı haşyet/korku içinde olmaktır." ¹ Hasan-ı Basrî demiştir ki: “İstediğiniz kadar ilim öğreniniz. Vallahi, öğrendiklerinizle amel etmedikçe Allah-u Teâlâ size sevap vermez. Aklı düşük kimselerin bütün gayreti rivayetle meşgul olmaktır. Gerçek alimlerin gayreti ise, ilmin gereğine göre amel etmektir.” Yine Hasan-ı Basrî demiştir ki: “Allah sadece söz ve nakille uğraşana değer vermez. O ancak anlayış ve dirayet sahibine kıymet verir.” Ebu Husayn demiştir ki: “Zamanımızdaki insanlardan birisi, önüne gelen bir meselede hemen fetva verir. Hâlbuki, eğer o mesele Ömer b. Hattab’a gelseydi, onu hâlletmek için bütün Bedir ehlini toplar, hükmünü onlara sorardı.” Bir başkası da: “Zamanımızda insanlardan bazısına bir mesele sorulunca, hemen fetva verir. Hâlbuki aynı mesele Bedir ehline sorulacak olsaydı, hemen hüküm vermek onlara ağır gelirdi,” demiştir. ________________________ ¹ İbnu Abdilber, Beyani'l-İlm, II, 25.
Sayfa 24 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
İbnu Mesud derdi ki: "Kendisine her sorulan konuda insanlara fetva veren kimse, muhakkak delidir.” İbnu Ömer’e, on mesele sorulsa o, bunların birisine cevap verir, dokuzunu sükut geçerdi. İbnu Abbas ise, bunun tersine hareket eder, kendisine sorulan on meselenin, dokuzuna cevap verir, birisini cevapsız bırakırdı. Fakihler içinde, kendisine bir mesele sorulduğunda “bilmiyorum” diyenler, “biliyorum, farkındayım" diyenlerden daha fazla idiler. Süfyan es-Sevrî, Malik b. Enes, Ahmed b. Hanbel, Fudayi b. lyaz, Bişr b. Haris bu gruptan idiler. Onlar, meclislerinde, kendilerine sorulan meselelerin bazısına cevap veriyor, bazısını sükutla karşılıyor, her sorulan şeye cevap vermiyorlardı.
Sayfa 19 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor