Figen Düzgün

Figen Düzgün
@figolatte
Okuduğum kitapları unutmamak adına buraya kaydediyorum
Öğretmen
Atatürk Üniversitesi-İngilizce Öğretmenliği
Istanbul
Ordu, 1997
7 okur puanı
Şubat 2017 tarihinde katıldı
“Hedeflerinize ulaşmak için çabalarken şimdiyi yaşamanız ve şimdinin tadını çıkarmanız esastır; aksi takdirde kendinizi orta yaşta başarılı ve parasal açıdan güvenli, ama hayatı ıskalamış olarak bulursunuz. Hedefler dengeli olmalı: Elde etmek istediğiniz şeylere göz koyun, ama aynı zamanda etrafınızda burada ve şimdi olan şeylerden de zevk alın.”
Sayfa 73·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·484 syf.··
Beğendi
·
2017 35. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 13 Ağustos 2017 23:43
Kaç kitap oldu bilmiyorum ana karakterinin kadın olduğu bir roman okumayalı. Yazar Zülfü Livaneli olunca, romanın geçtiği yer Türkiye, kadın da dul olunca birçok gerçeklere, birçok olmaması gereken ama olan konulara da değinmiş yazar. Evlilikten, giyime, iş hayatından aile hayatına kadar birçok konuya değinmiş ve mesajlarını da vermiş Livaneli. Gerçi kitap baştan sona mesajlarla dolu, Kırım Türklerinden, ülkemizde yaşayan ve zorluklar çekmiş olan Ermeni ve Kürt vatandaşlara, Almanya faşizminden kaçan - kaçamayan Yahudilere kadar birçok konularda mesajını vermiş ve görüşlerini belirtmiş. Tarihimizin ayıplarını dile getirmiş, ayıplar olduğu için de hiç dile getirilmeyen ayıpları olması da işin boyutunu daha da büyütmüş. Hiçbir hükümetin, devletin masum olmadığının en güzel örneklerinden biri. Hiçbir iktidarın başındaki kişi eline silah alıp birini öldürmemiş olsa da verdiği kararlarla, izlediği yollarla birilerinin ölümüne, birilerinin üzülmesine sebep olmuşlar hatta hâlâ da olmaktalar. Kitabı okuyunca, bu tarihimizdeki bilinmeyen öldürmeleri görünce (bilinen öldürmeleri de tarih derslerinde övünerek ders diye işleriz) insanın duygulanmaması, duygulanırken de öfkelenmemesi elde değil. Maya’nın da dediği gibi, birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş. Serenad, bu iktidar oyunlarının altında kalan, acılar yaşayan, kavuşamayan hatta ayrı düşen, isim değiştirmek zorunda kalan, yetmezmiş gibi din ve milliyet değiştirmek zorunda da kalan insanların anlatıldığı, gerçek konulara dayanan son derece duygu yüklü bir roman. Tarihin, tarihimizin görünen yüzünün olduğu kadar görünmeyen yüzünün de anlatıldığı bir roman. İngiltere’nin,
Siyaset
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,9bin okunma
9/10
·175 syf.··
2018 24. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Mart 2018 23:00
İnsancıklar Dostoyevsky'nin ilk romanı. Bazı insanlar vardır, gösterir kendini, bilirsiniz bir şeyler olacak. Beklemeniz gerekmez uzun yıllar boyunca. İşte 23 yaşındaki Dostoyevski de böyle İnsancıklar'da. En sona yazacağım şeyi şimdi yazayım bari. O yaşında yazdığı böyle bir roman, nedense bana https://1000kitap.com/lwoH/Duvar/'u hatırlattı. Yazım tarzı ya da türle ilgisi yok. Belinski'nin zamanında Dostoyevski'de gördüğü büyük yeteneği şu anda bir çok 1K okurunun kendisinde gördüğüne eminim. Umarım kendisi bizim gibi korkaklık edip hayatın akışına kapılmaz da, ileride büyük bir yazarı tanımış oluruz. Kitaba geçebilirim artık, yeterince övdüysem kendisini:) Evet, daha önce fransızca kitap çevirileriyle geçinen genç Dostoyevski parasızlıktan çıkış için bu romanı yazıyor. Biz nasıl şu anki yazılarımızda kendisine atıfta bulunuyorsak, o da dönemin usta yazar/şairleri Puşkin, Gogol, Karamzin gibi isimleri romanın içinde sıkça kullanıyor, hatta içeriğe olan etkisinden dolayı postmodern bir çalışma bile diyebiliriz belki modernliğin başlangıcından önce olmasına rağmen bu kitap için. (O kadar anlamıyorum bu işten, kusura bakmayın) Bugüne kadar olan incelemelere göz gezdirdiyseniz kitabın, ecnebilerin "epistolary" dediği, bizde ise " Olmasa Mektubun" kategorisine sokabileceğimiz bir türde yazıldığını anlamışsınızdır. Edebiyat dünyasına farklı bir eserle girmek istemiş Dostoyevski . "Yeni bir Gogol doğuyor" nidalarıyla kabul gördüğüne göre başarıya da ulaşmış daha bu ilk kitabında. Nasıl ulaşmasın, yeni şeyler var o dönem için kitapta. Sosyal eleştiri var, psikolojik gerçekçilik var, göndermeler var bolca. Kitabın adı İnsancıklar, ya da Yoksul/Zavallı İnsanlar. Ana tema da yoksulluk, öyle ki çıktığında kitaba Rusya'nın ilk toplumsal romanı diyen de var, sosyalizmin öncüsü
Siyaset
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202376,8bin okunma
9/10
·196 syf.··
2018 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2018 00:09
Yaşar Kemal'e göre Zülfü Livaneli'nin büyük bir romancı olarak kendisini kabul ettirdiği romanıdır. Gerçekten de okurken bir dünya klasiği okuyormuş gibi hissettim. Yaşar Kemal'in de referansı ile son derece beğendiğim bir kitap oldu kendileri. Son Ada, konu olarak bir ütopyanın distopyaya dönüşme hikayesini anlatıyor. Yazarın kitaptaki tabiri ile Son Ada, son sığınak, son insani köşedir ve sakinlerinin tek istediği bu dinginliğin bozulmamasıdır. Fakat bir gün adalarına "başkan" isminde eski bir albayın gelmesiyle işler hiç de istedikleri gibi gitmemeye başlar. Bu "başkan" önce adanın huzurunu ve sessizliğini bozar ve daha sonra yönetimi ele geçirerek ada sakinlerine diktatör bir şekilde hükmetmeye başlar. Konuya ilişkin bu kadar bilgi vermek yeterli diye düşünüyorum. Bu kısımdan sonraki anlatacaklarım ise bir kısım "spoiler" özelliği gösterebilir. Bu sebeple dikkatli okunmalıdır. Zülfü Livaneli kitap boyunca ada sakinlerinin başkana karşı direnç gösterememesini eleştiriyor. Ada sakinleri birçok yerde haksız olduklarını bildikleri başkana karşı gelip baş kaldıramıyorlar. Protesto dahi etmiyorlar. Yavaş yavaş da başkanın diktatörlüğü perçinlenmiş oluyor, halkın bu kabullenişi karşısında. Kitabın 52. sayfasında yer alan şu alıntı aslında bu bahsettiğim konuyu özetliyor: "Şimdi geriye dönüp baktığım zaman, bu tavrımızın aşırı bir tembellikten, uyuşmuşluktan kaynaklandığını açıkça görebiliyorum. Hiçbir şeyi protesto etmiyorduk, karşı çıkmıyorduk. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!" diyor ama yılanın bize de dokunacağını hesap edemiyorduk." Bir haksızlığa karşı çıkmak veya zulme karşı gelmek için illa yılanın bize dokunması gerekmiyor. Montesquieu'nun dediği gibi " Bir tek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yönelmiş bir tehdittir." Kitapta bazı karakterler
Edebiyat
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,1bin okunma